25 Temmuz 2012 Çarşamba

Notalar, renkler, sözcükler...

''Kendinize kıyak geçtiğiniz bir akşam olsun bu akşam.'' diyordu Sezen Aksu sahnede. Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’ni tamamen dolduran kalabalıktaki herkes ise kendi içinde dolanmaktaydı muhtemelen bu sırada. Ben de bir köşede şarkıların taşıyıp yanıbaşıma bıraktığı geçmişime göz kırpmaktaydım… Her Sezen şarkısı nasıl da denk düşer yürüdüğümüz yollardan bir an’a…


Sezen Aksu şarkılar söyledikçe, hikayeler dinliyor, içimdekilerle hesaplaşıyor ve kendi hikayemi temize çekiyordum bir nevi…

Notalar, sözcükler, dizeler, renkler… Nasıl oluyor da böylesi anlatıyor o tarifi imkansız sandığımız hallerimizi? Bizi hiç bilmez insanlar koca koca sahnelerde veya küçük odalarda nasıl bir araya getirebiliyorlar aklımızdan, kalbimizden geçip gidenleri?

Sanat, bir nevi efsun belki de…

Kitaplar, şarkılar, tablolar… Ne çok şey var okunacak, dinlenecek ve görülecek… Hakeza yürünecek yollar…

Masamda kitaplar, dvdler biriktikçe, ben koşturmaca arasında yeterince ilgi gösteremeyince, yetişemeyince; içim buruk kalıyor, sanki kendimi dinlemiyormuşum gibi hissediyorum, kendimi anlayamıyormuşum gibi…

Nihayetinde, hepsi insanı ve insana dair bir şeyleri anlatıyor…

Ara ara insan bir kitabın sayfaları arasında kaybolmalı, şarkılara sığınmalı veya gölgelere veya ışığa… Ya da belki hiç bilmediğin sokaklara dalmalı…

Ama ille de anlamaya çalışmalı, çaba göstermeli, durmamalı…

Ve bazı akşamlar, kendine bir kıyak geçmeli:)

Düşündüm de Sezen Aksu konserine gittiğim akşam, sahiden kendime kıyak geçtiğim bir akşamdı. İşten çıkıp Nişantaşı sokaklarında yürümüş, pek sevdiğim Zamane Kahvesi’nde biraz soluklanmış, Cemil Topuzlu’ya yürümüştüm ağır adımlarla ve yanımda çok sevdiğim biri vardı. Hayat, belki de bu kadardı, bir an kadardı, kendimize kıyak geçtiğimiz akşamlar kadar hatırdaydı; daha fazlası değil…

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Yürümek...

‘’Arkadaşlarımı bilmiyorum ama yürüyüşler çok verimli benim için. Hem dışarda görünüyorsun hem içeriye kaybolabiliyorsun.’’


Cahit Zarifoğlu-Yaşamak

Ofis hayatında sağlıklı yaşam konusunda ipuçları veren bir eğitime katıldım geçtiğimiz aylarda. Mesai, trafik, hareketsiz yaşam döngüsü arasında kendimiz için yapabileceklerimizden, doğru duruş, egzersiz ve beslenmenin öneminden bahseden fitness uzmanı Serhat Sıdal, Intelligence Fitness(IF) felsefesini anlatıyordu. Sonra katılımcılardan biri bir soru sordu; esasında şartlardan yakındı ve spor yapamamasının sebeplerini sıraladı. Serhat Hoca, sabırla her sebep için bir çözüm sundu, küçük değişiklikler önerdi; her çözüm karşısında bir sorun daha eklendi bu diyologa. Evim uzak, bilgisayarım şurada duruyor, iş yoğun, ama çocuğum var… cümlelerini duydukça kendime döndüm; ben, dedim, aynı böyle yapmıyor muyum, bahaneler sıralamıyor muyum sürekli? O olmaz, bunu yapamam, yok yetiştiremem… derken bahaneler üretmekle geçirmiyor muyum çokça zamanımı? Yok, dedim, bu böyle olmaz; insan kendisi için birşeyler yapmalı… Bir yerden başlamalı… Evet, Serhat Hoca’nın anlattıklarından çok şey öğrendim, birkaç şeyi aklıma yazdım ama en önemlisi eğitimden çıktıktan sonra bir şey yaptım: Yürüyüşlere başladım:)

Birkaç haftadır sabahları erkenden, gün daha yeni yeni yerleşirken şehre, Boğaz kıyısında yürüyorum. Boğaziçi Üniversitesi kampüsünden sahile inen ‘yılanlı’ yoldan aşağıya iniyor ruh halime göre Aşiyan’a, Bebek’e ya da Arnavutköy’e gidiyorum; sonra tekrar eve dönüş, nefes kesen yokuş, kahvaltı, ofise yetişmece… Gün hem sakin hem telaşlı, lakin pek güzel başlıyor:)

Bu sabah yürüyüşleri hem bedenime hem de ruhuma oldukça iyi geliyor. Onca koşuşturmaca; iş, eğitim, görüşmeler arasında kendimle kaldığım, hayal kurduğum, düşündüğüm zaman dilimleri yaratmış oluyorum. Hayal kuruyorum, fotoğraf çekiyorum, planlar yapıyorum… Her sabah gördüğüm yüzler hakkında hikayeler uyduruyorum kafamda; ayakkabısından, tişörtünden, temposundan bir karakter yaratıyorum. Kendi kendime gülüyorum:)

Sabah yürüyüşlerinden...

Bir de bir korkumu yendim ki hala nasıl olduğunu anlamış değilim:)

Tanıyanlar bilir hayvan sevgim hep uzaktandır. Börtü böceğe tahammül edemem hatta kedi, köpek bile çok yakınıma girsin istemem, dokunamam, korkarım… Ancak sabah yürüyüşlerinde, o ağaçlı güzel yoldan inerken, kuşun böceğin, kedilerin, köpeklerin kendi hallerinde yaşayıp gittiklerini sezdikçe; 7 köpeğin arasından şarkı söyleyip geçtiğimde, sessizce bana yol verdiklerinde, uykulu hallerini gördükçe tüm korkumdan arındım. Hiçbirinin bana bir zarar vermeye niyeti olmadığının, yeryüzünde ‘birlikte’ yaşadığımızın farkına vardım. Hatta en son Pazartesi sabah Bebek’ten itibaren beni takip eden kocaman bir köpekle birlikte yürüdüm eve dönüş yolunu.



Sabah renkleri...
  Öyle işte… Korkularımız, kaygılarımız da geçip gidiyor biz yollar yürüdükçe

Kimbilir, daha neleri geride bırakacağım, nelerden vazgeçip nasıl değişeceğim…

Velhasılı kelam, bu sabah yürüyüşleri çok iyi geldi bana.

Siz de kendiniz için iyi birşeyler yapmaya başlayın bence, neyi seviyorsanız, ne iyi gelecekse… Bahane bulmakla geçmesin ömür… Hem ne diyordu Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz’de:

‘’Hareket etmezsen acı üzerinde birikir.’’

Öyle işte:)