12 Kasım 2012 Pazartesi

Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye...

"Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.


Hişt hişt!”

Sait Faik Abasıyanık, Türk öykücülüğünün en önemli isimlerinden biridir. Her hikâyesinde insanı, doğayı ve hayatı alabildiğine yalın ve olabildiğince derin anlatır. Zaman zaman bir Sait Faik öyküsü okumak isterim. Pek çok hikâyesini tekrar tekrar okumuşumdur.

Birkaç sezondur, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen Sait Faik seçkisine gitmeye niyetleniyor ancak aksilikler, ertelemeler sebebiyle bir türlü oyunu izleyemiyordum. Birkaç bilet yakmışlığım var bu oyun için. En çok da (rahmetli) Savaş Dinçel’den izleyemediğim için üzülürüm…

Kısmet geçtiğimiz Cumartesi gününe, Naşit Özcan yorumuna imiş.

Şehir Tiyatroları’nın Sait Faik seçkisi, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye’yi yağmurlu bir İstanbul öğleden sonrasında, Kadıköy Haldun Taner sahnesinde izledim. Oyundan çıktığımda Sait Faik sözcükleriyle sırılsıklamdım…
Lüzumsuz Adam öyküsünden...

Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu. Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar? Aklım ermiyor. Birbirini küçük görmeye, boğazlaşmaya, kandırmaya mı? Nasıl birbirinden bu kadar ayrı, birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyor?”

Olabildiğince az dekor kullanılmış; yazarı akla kazıyan birkaç parça eşyası var; şapkası, trençkotu, rakı şişesi… Sahne de öyküleri gibi yalın fakat etkileyici bir havaya bürünmüş.

Naşit Özcan ise o yalın sahnede sahici, samimi oyun gücüyle Sait Faik oluyor, olanca etkileyiciliğiyle…

Hikâyelerin içinde gezinirken, anılarından dem vururken Sait Faik oluyorsunuz; Sait Faik’le Burgazada’yı ve İstanbul’u dolaşıyorsunuz…

Ve naif klarnet ezgileri eşlik ediyor bu gezintiye…

Yazarın Beyoğlu’nda yağmur altında yürüdüğü ve yüzünü görmediği bir kadınla konuştuğu bir sahne var ki hele… Naşit Özcan’ın performansı ve oyunun etkileyiciliği zirve noktasına ulaşıyor.

Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye, Şehir Tiyatroları’nda izlediğim en güzel oyunlardan biri!

En yakın tarihe bilet alın ve mutlaka izleyin. Hem “promosyon” da veriyorlar oyunun sonunda;)

“Şu karşıki sandalı görüyor musun? Bakın sahile yaklaşıyor. Onu yürüten şey nedir? Kürekleri değil mi? Ya şu uçan martılar! Kanatları yolunsa artık uçabilir mi? Düşünce de böyledir. Dört duvar arasına kapatılmak istenirse kanatsız kuş, küreksiz sandal oluverir ve bütün manasını kaybeder.”

Hamiş: Vesilesiyle, bir Sait Faik kitabı okumak da isterseniz, Ruhuna Kitap'ta yazdığım kitap önerisine de göz atabilirsiniz:)   Sait Faik'le daha yakından tanışmak isteyenlere...    

9 Kasım 2012 Cuma

Yaz Ajandaya!

Hayat gündelik telaşlarla, oradan oraya koşturmacalarla hızlı bir şekilde devam etmekte. İş hayatı sorumluluklar, seyahatler… Bazen soluğumun kesildiğini hissediyorum ve kendime nefes alacağım küçük molalar yaratmaya çalışıyorum. Kitaplara, oyunlara, sergilere kaçıveriyorum.


Geçtiğimiz haftaki duraklarımdan kısa kısa notlar. Etkinliklerin bir kısmını Facebook ve Twitter’da da paylaşıyorum aslında ama yine de uçup gitmesinler diye yazmak istedim:)

Tanpınar Müzesi. Daha doğrusu, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi. Uzun zamandır gitmek istediğim müze, Gülhane Parkı’nın yanıbaşındaki Alay Köşkü’nde, müze kütüphaneciliğinin çok güzel bir örneği. Tanpınar’ın peşi sıra giderken pek çok yazara, şaire ve kıymetli kalem sahibine rastlıyorsunuz. Oldukça özenli bir şekilde dekore edilmiş, etkileyici ve huzur veren ve adeta eski zamanlara gitmenize vesile olan bir müze kütüphane. Bir Cumartesi öğleden sonra gittim, müzeyi gezdim, sonra Gülhane Parkı’na nazır bir masasında kütüphanesinden aldığım kitapları okudum. Bundan sonra vakit buldukça çalışmaya, okumaya, yazmaya gideceğim. Ayrıca müzede sürekli farklı edebiyat etkinlikleri düzenleniyor. Ben gittiğimde de alt kattaki kafede bir söyleşi vardı; parmaklarımın ucuna basarak merdivenlerden indim ve bir süre uzaktan dinleme fırsatı yakaladım.
Tanpınar kitaplarının ilk baskıları...

Kitaplara, edebiyata ve tarihe meraklıysanız Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’ne mutlaka gidin.

Monet’in Bahçesi. Empresyonizmin yaratıcısı Claude Monet’in 39 tablosundan oluşan sergi 6 Ocak’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde. "Belki de ressam olmayı çiçeklere borçluyum." Diyen bir ressam Monet ve eserlerindeki tabiat hakimiyeti muazzam. Doğayı yorumlama biçimi, Giverny Bahçesi’ndeki evi ve renkleri kullanışı insanı oldukça etkiliyor. Sanatın gücünü doğadan alışının bir ispatı gibi sergi. Özellikle ressamın gözünden rahatsız olduğu dönemde yaptığı resimler ve bunların bir akıma öncülük ediyor olmasından çok etkilendim. Biraz olsun nefes almak, başka bir dünyaya kaçmak isterseniz Monet’in Bahçesi sergisine gidin; hatta öncesinde veya sonrasında Emirgan’da boğaza nazır bir bardak çay için:)

Cloud Atlas/ Bulut Atlası. Bir Cuma akşamı tamamen plansız bir şekilde, hatta biraz da isteksizce bilet alıp kendimi Bulut Atlası’nın oynadığı sinema salonunda buldum. Film ilk dakikadan itibaren insanı içine alıyor. 6 farklı zamanda 6 ayrı hikâye akıyor. Bütün bu hikâyeler ve karakterler birbirine bağlantılı, iç içe geçmiş. Eşcinsellikten, modernizme; ırkçılıktan, kapitalizme pek çok konuda mesaj taşıyan bir film Bulut Atlası. Ve tüm mesajlarını inanılmaz akıcı, başarılı bir kurgu içinde veriyor. Oyuncu kadrosu da oldukça ilgi çekici. Tom Hanks, Halle Berry ve bütün oyuncular akıp giden altı hikâye boyunca farklı cinsiyetlerde başka başka karakterleri canlandırıyorlar. Çok akıcı, çok net ve çok iyi bir film olmuş Bulut Atlası! Hayatta her şeyin birbirine bağlı olduğu ve zamanın tekerrürle geçip gittiği ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi.

Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni. Sahnede bir kadın, Nazım Hikmet, ve bir kadın, Nazım’ın kadınları… Ve seslendirdikleri Nazım şiirleri; şiirlerle anlatılan bir ömür, bir dönem ve bir hikâye… Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni, İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından Metin Belgin rejisiyle sahneye koyulan bir şiir gösterisi. Metin Belgin ve Hümay Güldağ Belgin’in aktarımıyla bir saat boyunca bambaşka bir ömrün izinde gidiyorsunuz. Şiir seviyorsanız, hele ki şiir dinlemeyi seviyorsanız, Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni’ye bir bilet alın:)

Borusan Contemporary. Hem ofis, hem müze. İnsana yok artık, dedirtiyor! Borusan Holding şahane bir iş yapmış! Rumelihisarı’ndaki, boğaza nâzır mükemmel ofisleri Perili Köşk, hafta sonları bir modern sanat müzesine dönüşüyor. Hafta içi çalışanlar, Cuma akşamı her şeyi toplayıp çıkıyorlar ve hem Borusan koleksiyonu hem de dönemsel olarak bazı modern sanat çalışmaları her hafta sonu ziyarete açılıyor. Bir rehber eşliğinde gezilen sergi boyunca, Ceo’nun odası dahil bütün ofisleri dolaşıyorsunuz. Sanırım dünyada eşi benzeri olmayan bir iş yapmış Borusan Holding. Borusan Contemporary’i mutlaka gezin, hatta sergi sonrası şahane manzaralı kafesinde bir fincan Türk kahvesi için. Ve bir gün bir modern sanat müzesinde ofisiniz olması hayalini kurun:)
Borusan Contemporary'den...

Ruby Sparks / Hayalimdeki Aşk. Festivalde kaçırdığım için üzüldüğüm bir filmdi ama şans ki vizyondayken yakaladım. Yalnız ve insanlarla iletişim kurmakta sorunlar yaşayan ancak dâhi olarak nitelendirilen genç bir yazar, bir sabah, rüyasında gördüğü kadını yazmaya başlar. Ve yazdığı kadın bir anda gerçek olur. Yazar ve kendi yarattığı kadın arasındaki aşkı anlatıyor film. Oldukça ilginç ve keyifli bir film. Senaryosu oldukça iyi, oyunculuklar sıcacık ve kurgu pek keyifli. Yalnızlık, yaratıcılık ve yazmak üzerine derin ve keyifli bir film. Bence kaçırmayın:)