Kayıtlar

Mart, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Less is More...

Resim
Son zamanlarda en çok kafa yorduğum şey azal(t)mak.
Aslında çok önceden beri aklımı kemiren, içimde dolanan bir şeydi. Vazgeçmek üstüne yazmıştım hatta; çoktaan geçmiş bir yılın hedefleri arasına almıştım, geçenlerde de dert yanmıştım. Bazen düşündüğümü, hissettiğimi yaptım; kimi zaman aklımdan geçenlerin gerisinde kaldım. Ama hep farkındaydım!
Sürekli daha fazlası peşinde koşarken yoruluyorum. Soluksuz kalıyorum bazen. Daha iyisi, daha yenisi, daha çok para, daha çok eşya, onu da alayım, şuna da sahip olayım, bu da benim olsun, evim-arabam-arsam olsun, şu markadan alayım, yenisini ilk ben kapayım, aman bundan da eksik kalmayayım… gibi bir dolu şey arasında ezildiğimi hissediyor(d)um ara ara. Hem kendimde hem de etrafımda çokça görüyorum bu şeyi.
Sanki hepimiz sanal bir gerçeklik içinde ordan oraya savruluyoruz. Bir bilgisayar oyunun ya da ne bileyim büyük bir deney laboratuarının içindeymişiz gibi geliyor bazen.
Durmak, ne yaptığımı hatırlamak; nerede olduğumu ve nereye gittiğimi anımsam…

Kıymetli Şeylerin Tanzimi...

Resim
En sevdiğim şeylerin başında kitapçı gezmek geliyor. Bazen doğrudan aradığım kitabı bulmak için giriyorum bir kitabevinden içeri; bazen sırf içeride dolaşmak için. Kimi zaman elimde bir alınacaklar listesi oluyor, kimi zaman amaçsızca bakınıyorum raflara… Ne için, nasıl girmiş olursam olayım kapıdan içeri, muhakkak birkaç raf arası geziniyorum. Yeni çıkanlara, çok satanlara, arkada kalanlara… Rastgele bakıyorum kitaplara. Sayfalarını karıştırıyorum, arka kapaklarını okuyorum, yazar adlarını google’lıyorum. Ve en çok, daha evvel hiç okumadığım, bazen adını bile duymadığım yazarları keşfetmeyi seviyorum :)
Geçenlerde bir Cumartesi günü epeyce iş halletmiş, alışveriş yapmış eve dönerken; mahallemizin en sevdiğim-ve tek:)- kitapçısına girdim. Bir alınacaklar listem yoktu; rastgele dolaştım boydan boya raflar arasında. Türk Edebiyatı bölümünün önünde epeyce zaman harcadım. Bir sürü kitap karıştırdım. Ve Kıymetli Şeylerin Tanzimi’ni elime aldım. Yazarının adına daha önce hiç denk gelmemiştim…

Heyhat...

“Yol çekiyor canım…
Yollara çıkasım var bu ara… Neresi olduğu pek mühim de değil… Maksat yolda olmanın güzelliği sinsin üzerime, küçük bir çantaya sığdırayım yapacaklarımı; dağınık, yalnız, telaşsız gideyim öylece…
Mesela Kaş’a… Bir tepeden bakayım uzaktaki adalara… Denize gireyim gün daha yeni doğarken… Saçlarımda tuzlu sular, yürüyeyim taş sokaklarda…
Veya Bozcaada’da öğleden sonra uykusundan uyansam, kendimi denize atsam… Serin bir sofradan kalkıp sabaha dek kitap okusam… Masamda okunmak için bekleyen kitaplar tükense, sözcüklerin içinde kaybolsam gecelerce…
Ya da Cunda’da küçük bir pansiyonda, salaş bir masada kahvaltı etsem uzun uzun… Yazılar yazsam iki öğün arasında… Döksem içimdeki zehri… Anlatsam, hep anlatsam… Yoruldukça denize baksam…
Şimdi, öyle yorgunum ki… Onca telaş arasında; yapılacaklar, edilecekler, yetiştirilecekler birikmişken içimde yalnızca yol çekiyor canım… Bilmediğim sokaklarda yürüyesim, güzel sofralarda soluklanasım ve uzaklaşasım var…
Heyhat…”
3 Temmuz 2012 ‘de yaz…