Kayıtlar

32...

Resim
21 Nisan.
Bugün benim doğum günüm.


32 yaşımı doldurdum. Böyle söyleyince çok yaşlanmış hissediyorum. 20'ler ne ara bitti de 30'lar başladı, ben hiç anlamadım.

Bir noktadan sonra zaman hızlanıyor sanki. Her şey baş döndürücü bir hızla akıp gidiyor. Hesap tutmuyor günler. Ara ara dönüp ardıma, bazen de önüme bakıyorum. Neredeyim, ne yapıyorum, nasıl yol alıyorum sorularını soruyorum kendime.

Yeni yaşıma bir hastane odasında, refakatçi koltuğunda girdim. Nasıl bir yıldı benim için diye düşündüm uykuyla uyanıklık arasında.


Geride bıraktığım yaşın duygusu "sıkışıklık" olur sanırım. Bu yaşım dolu dolu geçti. Sıkışıktı. Çoğu zaman ajandamın içinde, to-do listemin maddeleri arasında ve neredeyse sürekli vakitten yana sıkışmış hissettim; kimi zaman maddi kaynaklarımı nasıl yöneteceğimi bilemedim. Enerjim, yapmak istediklerim, zamanım, beklentiler ve içimden gelenler arasında bocaladım pek çok kez.

Bir de anladım, kimse dışarıdan göründüğü gibi değil; kimsenin hayatı uzaktan …

Sabah...

Resim
Penceremizin önünde bir ceviz ağacı var; mevsimleri o ağacın dallarından takip ediyorum ben. Baharda yemyeşil coşuyor, sonra yavaş yavaş yapraklarını döküyor. Şimdi kupkuru dalları mesela, aralarından Boğaz'ın suları görünüyor.

Sabah camdan baktım uzun uzun. Ceviz ağacını, vakti, geçirdiğimiz ve içinden geçmekte olduğumuz mevsimleri düşündüm. İçime daldım.

Bu aralar kaybolmuş hissediyorum. Ve yaşlanmış; yaş almış, yorulmuş. Ve yalnız. Ama bu yorgunluk ve yalnızlık, böyle tam anlatabileceğim ve hatta anlayabildiğim türden değil. Sanki ilk defa karşılaştığım biri gibi...

Hala bazen soluksuzca koşturuyorum. Sevgilim, ailem, arkadaşlarım... Etkinlikler, planlar, kalabalık sofralar, dolu dolu ajandam... Ben tüm bunların  arasından sanki bir suyun kıyısında oturmuş da akan suyu izlermiş gibi geçiyorum. Her şeyin dışındaymışım gibi geliyor bazen; ve birbirimize değmeden, dokunmadan yaşadığımızı seziyorum bir süredir.

Dün sabah, üniversiteden arkadaşlarımızla çok sevdiğim kalabalık bir ar…

Hakikat, Elbet Bir Gün...

Resim
Beni çok etkileyen, kafamı açan, kalbime dokunan bir oyun seyrettim!

“Bütün normallerin değiştiği, değerlerin alt üst olduğu 'uzak' bir ülke.. Hakikat, Elbet Bir Gün yerel bir masumun, bir gün hepimizin cebinden çıkması muhtemel o son mektubunun hikayesi.. Distopik bir masal..”
Yazıyordu tanıtım metninde. Önce distopik olması ilgimi çekti; ardından oyun metninin 2017 yılı Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü almış olması ve oyuncu kadrosu, “Bu oyunu seyretmeliyim!” dedirtti. En yakın tarihe bilet aldım; çok fazla yorum okumadan gittim izlemeye. Baba Sahne’de koltuğuma oturup oyunun başlamasını beklerken, sahnedeki o yabancılaştırıcı etki zihnime nüfuz etmeye başlamıştı. Sahnedeki her şeyin üstünü örten ve bulanık haliyle her yanı “renksizleştiren” kocaman perde, sıkı bir hikayenin girizgahı gibiydi.


Oyun başladı. İlk 10-15 dakika zihnim bulandı; kafamda oturmadı parçalar, anlamadım hatta, hikayenin içine giremeyince ufak bir hayal kırıklığı yaşadım. Sonra yavaş yavaş, incelikli bir kurguy…

#SeyirListem : Bu Sezon Seyretmek İstediğim Tiyatro Oyunları

Resim
Tiyatro oyunu seyretmeyi çok seviyorum! Her ay birkaç oyun seyretmeye çalışıyorum. Bu sezonu Ekim ayında seyrettiğim Teftişör ve Julie ile açtım. Kasım ayı için de Tiyatro Festivali biletlerim hazır! :)

Planlı programlı bir seyirci değilim ben. Kafama estikçe, denk geldikçe bilet alıyorum! Sevdiğim yazarlar, ekipler var; onları takip ediyorum. Ama çok alakasız şeyleri de eğer beni bir noktada çekerse hiç tereddütsüz seyrediyorum.
Bu sezon bir değişiklik yapıp seyretmek istediğim oyunların bir listesini yapayım dedim. Herhangi bir sıralama mantığı yok; öyle aklıma geldiği gibi, rast gele yazdım oyunları. Kafamdaki liste güncellendikçe burayı da güncellerim;) 
Tiyatro Festivali biletlerim:
·Hamlet http://tiyatro.iksv.org/tr/yirmiikinci-istanbul-tiyatro-festivali-2018/hamlet-collage ·Amorhttp://tiyatro.iksv.org/tr/yirmiikinci-istanbul-tiyatro-festivali-2018/amor ·Gece Sempozyumuhttp://tiyatro.iksv.org/tr/yirmiikinci-istanbul-tiyatro-festivali-2018/gece-sempozyumu


Seyir Listem:
·Sevgili Arsız Ö…

BiDestek ile Fayda Yaratabileceklerini Keşfet: Sibel Karamaraş ile Röportaj

Resim
Sibel, benim üniversiteden arkadaşım. Tam olarak nasıl tanıştık, samimiyetimiz nasıl gelişti hiç hatırlamıyorum; yani böyle keskin bir tanışıklığımız yok. Her şey usul usul gelişti bir nevi! J
Sibel Karamaraş, sürekli üreten, hiç durmayan, aynı anda bin bir şeyi olduran kadınlardan. Hani vardır ya elini attığı her şeyi güzelleştiren, sürekli başka projeleri var eden, hayranlık uyandıran kadınlar… İşte, Sibel de öyle bir kadın.KahvelikbySibel ‘de sağlıklı atıştırmalıklar yapıyordu-ki hala tatları damağımdaJ-, Harekete Destek Milongalarıyla Omurilik Felçlileri Derneği için yüzlerce kişiyle dans etti,şimdi de Bidestek ile iyiliği çoğaltacak, sosyal fayda yaratacak tüm hareketleri tek bir çatı altında topluyor! :)




1.Seni tanıyalım Sibel. Hikayen nerede başladı, nasıl gelişti? --- (Sen kimsin, nesin, nasıl bir hikayen var:)) Selam Merve, aslında bu konuda hiç susmayabilirim ama kısaca anlatmaya çalışacağım 😊 Hikayem Norveç’te başladı ve 7 sene orada sürdü, sonra uzun bir süre İzmir, ve en son…

Ajanda

Resim
Eylül'de her gün bir yazı yazdıktan sonra, Ekim'de blogu ihmal ettim. Koca bir ay hiç yazı yazmadan, göz açıp kapayıncaya dek bitti. Kasım geldi.

Peki Ekim nasıl geçti?

Koşturmacalı, yoğun, keyifli bir aydı. Neredeyse her gün bir plan bir program vardı ajandamda. Oldukça verimli geçti yani Ekim:)


Ajandamın Kasım sayfası da epey dolu aslında. Gideceğim tiyatro oyunları, filmler, etkinlikler... notlarım renklendikçe benim de içim şenleniyor.

Bir yandan bazen de şu koşturmaca içinde kaybolmuş hissediyorum. Müthiş bir zaman baskısı hissediyorum ara ara. En son geçtiğimiz Pazar sabahı 8.30'da uyanınca, kendimi suçladım; geç kaldım diye! Çünkü sabah yürüyüş yapıp evde işleri toparlayacak ve okuldaki bir eğitime yetişecektim. Planladığımdan geç uyanınca kafamdaki akış biraz aksadı tabi. Kendime kızdığımı farkedince durdum. Yahu, dedim, ben ne yapıyorum?

Tamam plan program yapmak güzel. Farklı farklı işlere koşturmak, besleyici. Evet, bir sürü şeyi aynı anda yapmak istiyorum. Evet…

Eylül Toparlandı Gitti!

Resim
"Eylül toparlandı gitti işte.
Ekim falan da gider bu gidişle... Tarihe gömülen koca koca atlar; Tarihe gömülür, o kadar."
Eylül bitti. Bir ay boyunca Japonkedi'nin başlattığı challenge'a katılıp her gün bloga yazı yazdım! Bir heves başladım, bitirir miyim emin değildim; ama bitti. Ve ben bu Eylül boyunca her gün bir yazı yazdım! :)
Bu ayın ilk yazısına geri dönüp bakınca anımsadım; saat 12 olmadan yazayım da bu mevzuya ilk günden başlayayım istemiştim. İyi ki istemişim! Bazen evde kahvemi içerken, bazen yolda telefondan, bazen bir arkadaşımın evinde, hatta bir kez de bir doğum günü kutlamasında yazdım. Her gün ne yazsam diye düşündüm. Her gün, bugün nasibimde ne var diye bakındım. Durdum, düşündüm, yazdım.
Öyle iyi geldi ki!




Bu yazıyı, dün detaylı bahsettiğim Ortanca Evleri'nde, minnak kulübemizin balkonunda oturmuş yazıyorum.

Ve Eylül'ü düşünüyorum, geçtiğimiz günleri ve şu an'ı ve önümde duran zamanı. Önüm arkam sağım solum, her yan yeşil. Yemyeşil. Kuş se…