Kayıtlar

BiDestek ile Fayda Yaratabileceklerini Keşfet: Sibel Karamaraş ile Röportaj

Resim
Sibel, benim üniversiteden arkadaşım. Tam olarak nasıl tanıştık, samimiyetimiz nasıl gelişti hiç hatırlamıyorum; yani böyle keskin bir tanışıklığımız yok. Her şey usul usul gelişti bir nevi! J
Sibel Karamaraş, sürekli üreten, hiç durmayan, aynı anda bin bir şeyi olduran kadınlardan. Hani vardır ya elini attığı her şeyi güzelleştiren, sürekli başka projeleri var eden, hayranlık uyandıran kadınlar… İşte, Sibel de öyle bir kadın.KahvelikbySibel ‘de sağlıklı atıştırmalıklar yapıyordu-ki hala tatları damağımdaJ-, Harekete Destek Milongalarıyla Omurilik Felçlileri Derneği için yüzlerce kişiyle dans etti,şimdi de Bidestek ile iyiliği çoğaltacak, sosyal fayda yaratacak tüm hareketleri tek bir çatı altında topluyor! :)




1.Seni tanıyalım Sibel. Hikayen nerede başladı, nasıl gelişti? --- (Sen kimsin, nesin, nasıl bir hikayen var:)) Selam Merve, aslında bu konuda hiç susmayabilirim ama kısaca anlatmaya çalışacağım 😊 Hikayem Norveç’te başladı ve 7 sene orada sürdü, sonra uzun bir süre İzmir, ve en son…

Ajanda

Resim
Eylül'de her gün bir yazı yazdıktan sonra, Ekim'de blogu ihmal ettim. Koca bir ay hiç yazı yazmadan, göz açıp kapayıncaya dek bitti. Kasım geldi.

Peki Ekim nasıl geçti?

Koşturmacalı, yoğun, keyifli bir aydı. Neredeyse her gün bir plan bir program vardı ajandamda. Oldukça verimli geçti yani Ekim:)


Ajandamın Kasım sayfası da epey dolu aslında. Gideceğim tiyatro oyunları, filmler, etkinlikler... notlarım renklendikçe benim de içim şenleniyor.

Bir yandan bazen de şu koşturmaca içinde kaybolmuş hissediyorum. Müthiş bir zaman baskısı hissediyorum ara ara. En son geçtiğimiz Pazar sabahı 8.30'da uyanınca, kendimi suçladım; geç kaldım diye! Çünkü sabah yürüyüş yapıp evde işleri toparlayacak ve okuldaki bir eğitime yetişecektim. Planladığımdan geç uyanınca kafamdaki akış biraz aksadı tabi. Kendime kızdığımı farkedince durdum. Yahu, dedim, ben ne yapıyorum?

Tamam plan program yapmak güzel. Farklı farklı işlere koşturmak, besleyici. Evet, bir sürü şeyi aynı anda yapmak istiyorum. Evet…

Eylül Toparlandı Gitti!

Resim
"Eylül toparlandı gitti işte.
Ekim falan da gider bu gidişle... Tarihe gömülen koca koca atlar; Tarihe gömülür, o kadar."
Eylül bitti. Bir ay boyunca Japonkedi'nin başlattığı challenge'a katılıp her gün bloga yazı yazdım! Bir heves başladım, bitirir miyim emin değildim; ama bitti. Ve ben bu Eylül boyunca her gün bir yazı yazdım! :)
Bu ayın ilk yazısına geri dönüp bakınca anımsadım; saat 12 olmadan yazayım da bu mevzuya ilk günden başlayayım istemiştim. İyi ki istemişim! Bazen evde kahvemi içerken, bazen yolda telefondan, bazen bir arkadaşımın evinde, hatta bir kez de bir doğum günü kutlamasında yazdım. Her gün ne yazsam diye düşündüm. Her gün, bugün nasibimde ne var diye bakındım. Durdum, düşündüm, yazdım.
Öyle iyi geldi ki!




Bu yazıyı, dün detaylı bahsettiğim Ortanca Evleri'nde, minnak kulübemizin balkonunda oturmuş yazıyorum.

Ve Eylül'ü düşünüyorum, geçtiğimiz günleri ve şu an'ı ve önümde duran zamanı. Önüm arkam sağım solum, her yan yeşil. Yemyeşil. Kuş se…

Hafta Sonu Yeşil Bir Kaçış: Ortanca Evleri

Resim
Bu hafta sonu epeydir aklımızda olan ama birkaç kez denk getiremeyip bugüne ancak ayarlayabildiğimiz bir yere kaçtık! 
İstanbul'a 2 saat kadar uzaklıkta, sakin ve yemyeşil bir yer burası! :)
Ortanca Evleri
Şahane bir bahçeye açılan üç küçük ahşap kulübe var. Bu kulübelerden birinde konaklayacağız bu akşam.


Şu yaşımda en çok ihtiyaç duyduğum şey, doğada vakit geçirmek, yeşile bakmak ve kendimi doğal olanın akışına bırakmak oluyor.
O yüzden böyle kaçış noktalarını çok seviyorum!
Ortanca Evleri'ne geleli birkaç saat oldu aslında; ama buraya bayıldım! :)
Burası aslında Nihal-Faruk Demireli çiftinin evleriymiş. Zaman içinde misafirlerini ağırlamak için üç ahşap kulübe yapmışlar; sonrasında da rezervasyonla konaklama hizmeti sunmaya başlamışlar. En fazla altı kişiyi ağırlayabilen, sanırım büyümeye de pek niyeti olmayan, küçük ve butik bir alan anlayacağınız. Reklamına, duyurusuna hiç denk gelmedim ben; daha çok deneyimleyenlerin bilgisi kulaktan kulağa yayılıyor. 


Her şey doğaya uyum…

Gün...

Günler, garip bir hızla akıp gidiyor. Şu ay nasıl başladı; nasıl yarılandı, nasıl bitiyor hiç anlamadım!
Yıl bile bitmeye yaklaşmış... Böyle böyle mi yaşlanıyorum acaba? Hızla ve farketmeden.
Bir ayın, bir haftanın, bir günün yapılacaklarının üstü çizildikçe ömrümden bir vakit daha eksiliyor.

Bugün de sabah hava yeni aydınlanırken başladı. Kahve yaptım, gözümü daha tam açamazken pencerenin önündeki ceviz ağacına baktım, battaniyenin altına kıvrılmayı hayal ederek banyoya gittim. Giyindim, ağır ağır hazırlandım; kahveyi içmeye üşenip evden çıktım. Dolmuşa yürüdüm hızlı  adımlarla, saçma şarkılar dinledim yol boyunca. Ofise varıp masama oturunca gün, e-postalar ve telefonlar arasında akmaya başladı. Yoğun, bazen boğucu, bazen de eğlenceli bir iş günüydü. Çok kahve içtim, biraz telaşlandım, epeyce yoruldum. İş çıkışı Taksim’e geldim; pek sevdiğim bir arkadaşımın doğum gününe geldim.

Şimdi kalabalık bir sofrada oturmuşken yazıyorum bu satırları. Masada sohbet koyulaşmadan; her gün bir yaz…

Oyun...

Resim
Bugün Japonkedi, blogunda üsüne düşünülesi bir konudan bahsetmiş.

Ders verirken oynattığı bir oyunda,  ki bu oyunu drama liderliği eğitimlerinde epeyce oynamışlığım var, "Uzaya gitmek isteyenler?" diye sorduğunda kimsenin yerinden kımıldamadığını gözlemlemiş. Girişimcilik konulu bir eğitimde gençlerin konfor alanının ötesini oyunda dahi düşünmemeleri garip gelmiş elbette...
Yazıyı okur okumaz, eğitim işleriyle de ilgilenen bir arkadaşıma gönderdim; "Şimdiki üniversiteliler bir acayip! Bababannemgiller gibiler. Benim de gözlemlediğim bir şey bu." yazmış.
O da öyle söyleyince, bir düşündüm. Hakikaten ben de benzer şeyler düşünüyorum sanırım.
Yani oyun oynarken bile olsa bir adım ötesine cesaret edememek... Aman çocuğum, ah yavrum ekolünün işi biraz da galiba. Kapalı sitelerde, fazlasıyla hijyenik ortamlarda, hep kendi gibi insanlar arasında yetişen çocuklar, bir başkasını kolay anlayamıyor ve daha ötesini hayal edemiyor sanırım.
Çocuğum yok, bilmişlik yapmamayım; am…