24 Ocak 2012 Salı

İstanbul'dan, Kısa Kısa...


* Gönlümdeki Osman Hamdi Bey, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynuyor. Osman Hamdi Bey’in hayatına, eserlerine ve aşklarına dair etkileyici bir hikâye anlatıyor. Sanat, tarih ve toplumsal hayat üzerine oldukça aydınlatıcı ve akıcı bir oyun. Osman Hamdi Bey’in aşk hayatı, ilişkileri ve zaaflarına da yer veren oyunun hikâyesi oldukça iyi olmasına rağmen oyunculuklar vasat kalıyor. Ancak yine de Osman Hamdi Bey’in hikayesinde bize dair bir şeyler dinlemek için izlenesi bir oyun derim:)

*Tophane-i Amire’ de Salvador Dali Sergisi var, 26 Şubat’a kadar! Geçtiğimiz hafta sonu gittim, gördüm:) İlahi Komedya, Sürrealizm İzleri ve Gala ile Akşam Yemeği adlı üç bölümden oluşan sergiyi , eğer Dali’ye ve eserlerine dair ayrıntılı bilgiye sahip değilseniz, mutlaka rehber eşliğinde gezin . Zira eserlerin hikayeleri, bağlantıları çok daha anlamlı hale geliyor. Özellikle İlahi Komedya bölümündeki resimleri oldukça etkileyici buldum. 26 Şubat’a kadar Tophane-i Amire’ de, kaçırmayın bence:)

*Ve İstanbul Modern… Bence İstanbul’da yaşayan herkesin sık sık yolunu düşürmesi gereken modern sanatlar müzesi… Cumartesi günü yaklaşık beş saatimi geçirdiğim mekan:) Üç sergiyi hızlıca ve tam da tadını çıkaramadan gezdim aslında. Hayal ve Hakikat, Tekinsiz Karşılaşmalar ve Yeni Yapıtlar,Yeni Ufuklar. Hayal ve Hakikat süreli bir sergiydi ve geçtiğimiz Pazar son günüydü. O nedenle yalnızca çok şey kaçırdığınızı söylemekle yetineceğim:) Tekinsiz Karşılaşmalar ise aşina olduğumuz ama tuhaf durumların fotoğraflarda dile gelmiş hali. ‘Vay be!’ dedirten, şaşırtan, hayran bırakan eserler var! Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar, İstanbul’un Modern’in sürekli sergisi. Türkiye’de modern sanatın doğuşunu, gelişimi ve geldiği noktayı anlamak için mutlaka görülmesi gereken bir sergi. Vaktiniz varken, gidin, görün efendim:)

*Demir Leydi, Margaret Thatcher, Meryl Streep… Margaret Thatcher’ın hayatını anlatan Demir Leydi filmine biraz önyargılı gitmiştim aslında. Ama etkilenerek çıktım salondan. İngiltere’nin ilk kadın başbakanı, katı politikalarıyla bir döneme damgasını vuran o güçlü kadının hikayesi insanı sarsıyor. Erkek egemen bir toplumda, ‘bakkal kızı’ diye küçümsenen Margaret babasının ‘Asla sürüye uyma, kendini yolunu çiz!’ nasihatiyle yola çıkıyor ve soğuk savaşı sonlandıran kadın olarak tarihe geçiyor. Bütün bu hikayenin ötesinde, filmdeki en etkileyici unsur Mery Streep’in oyunculuğu. Özellikle Thatcher’ın yaşlılığını canlandırdığı sahnelerde oldukça etkileyici bir performans sergiliyor. Meryl Streep’in birkaç cümlesi ve şahane oyunculuğu dışında döneme ve Thatcher’ın politikalarına dair çok da detaylı bir bir şeyler kalmıyor aklınızda filmden çıkınca… Film dönemi ve Thatcher’ın yaptıklarını daha detaylı anlatsaydı, çok daha iz bırakan, kült bir eser olabilirdi bence… Öyle işte:)

*Rumelihisarı’nda Lokma Kafe… Hisarın gölgesinde şahane bir mekan… Sahilde kahvaltısını en beğendiğim yer:) Kızarmış hellim, kuymak ve mıhlama favorilerim… Pazar günü plansız bir şekilde kendimi orada buldum ve mutlu oldum:) Yer bulmak oldukça güç, yaz-kış sıra beklemek gerekiyor ama bence değiyor… Yalnız fiyatları pek makul değil, biraz el yakıyor. O yüzden ara ara gitmeli ve kendini şımartmalı:) Kahvaltı sonrası Türk kahvesi ve uzun bir sahil yürüyüşü tavsiye edilir:)

*İstanbul insanın başını döndüren bir şehir… Sokakları, sesleri ve insanları hiç susmayan dokunaklı ama coşkulu bir melodi gibi sarıyor insanın içini… Her bir köşesinde farklı bir duygu, farklı bir tat buluyorsun. Bazen yoruluyorsun, soluksuz kalıyorsun, bazen de huzur buluyorsun. Ben de elimden geldiğince İstanbul’un renkleriyle bezemek istiyorum hayatımı, lakin hepsiyle renklenmek ne mümkün! Bu şehirde yapılabilecek öyle çok şey var ki, benim anlattıklarım deryada bir damla:)

Öyle çok şey var ki yapmak istediğim… Kitaplar, filmler, oyunlar ve sokaklar… Ah, ne çoklar!