Kayıtlar

Şubat, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

#KeşifGünlüğü Bitti Gitti Keyifler Atölyesi

Resim
Geride bıraktığımız hafta sonunun en güzel keşfi Bitti Gitti oldu!

Kitaplarını, derslerini, söyleşilerini hevesle takip ettiğim ve bunu defalarca dile getirdiğim - J- pek kıymetli hocam Murat Gülsoy’un söyleşisi vesilesiyle gittim. Mekâna, ortama, insanlara ve yapılan işlere hayran kaldım :)
Aslında öncesinde BookSerf ‘ü duymuş, “Vay be ne güzel işler yapıyorlar!” demiş ve takip etmeye başlamıştım. Ama bu kitap paylaşma sistemine dahil olmamıştım. Siz BookSerf'ü ilk defa duyuyorsanız, detaylı bilgi için tıklayınız.
Bitti Gitti Keyifler Atölyesi de BookSerf’ü yaratan ekibin mekânı esasında. Burası, Asmalı Mescit’te, ferah ve renkli odaları, şahane duvarları, kocaman pencereleri olan bir cennet! Resmen insanın memlekete dair umudunu, inancını tazeliyor.


Kesinlikle ilham verici bir yer!
Duvarlarda, raflarda ve yerlerde renk renk tasarımlar var. Ahşap kameralar, tişörtler, baskı çalışmaları… Bir dolu şeye ayrı ayrı bayıldım. Hepsini alıp eve götüresim geldi. Tabii yapamadım. Ama yılmadım…

İz...

Resim
Hayat çok garip.
Yukarıda gördüğünüz yazıyı o duvara ben yazmıştım!
Çizdiğim çiçeğin üstünde "We love economics platonically:)" yazıyor. Lisansın en koşturmacalı, mezuniyete en yakın zamanlarında ne yapacağını bilmez bir ekonomi öğrencisiyken duygularımı dışa vurmuştum JBir öğleden sonra, gün boyu girdiğim derslerde sıkılmış ve bir sonraki dersi beklerken Natuk Birkan’daki o kocaman sınıfın önündeki duvara küçük bir iz bırakmak istemiştim. “Nasılsa silerler!” diye düşünüyordum. Oysa silinmemiş. O cümle ve çiçeğim -sanırım- şu an hala Boğaziçi Ekonomi’nin duvarlarını süslüyor.
Ben, birkaç kez facebook paylaşımlarında denk geldim o küçük “iz”imin fotoğrafına. Epeyce şaşırdım.Bir yandan da okulumun duvarlarında benden bir şey kalmasına içten içe sevindim. Bugün de internette gezinirken rastgele bir blogda yukarıdaki fotoğrafa denk geldim, tekrar.
Küçük bir tesadüf deyip geçilebilir belki… Önemsiz, minik bir hoşluk… Oysa öyle değil bence!
Tesadüf diye bir şey yok, çünkü. Tevâfuk var.

Anlatmak Ya da Anlatmamak...

Resim
Her şeyi anlatıyorsun, ne yapsan paylaşıyorsun sen de!” dedi bir arkadaşım geçenlerde. Bu cümleyi duymamın üzerinden birkaç gün geçmişti ki en yakın arkadaşlarımdan biri “Kendinle ilgili hiçbir şey paylaşmıyorsun aslında farkında mısın?” diye sordu.Cevabı birkaç cümleyle geçiştirdim. Ama üzerine epeyce düşündüm. Sahi ben kendimi ne kadar anlatıyorum? Facebook’ta Twitter’da ya da bir fincan kahvenin yanında paylaştıklarım, anlattıklarım, konuştuklarım ne kadar bana ait; ne kadarını aktarabiliyor aklımdan ya da kalbimden geçenin? Ve bir insan ne kadarını anlatabilir ki kendinin?

Dışarıyla, ötekiyle, başka bir kişiyle paylaştıklarımı çokça sınırladığımı fark ettim. Bilinçli olup olmadığını hala bilmediğim bir biçimde, seçerek, ayıklayarak ve genellikle olumlu bulduğum şeyler üzerinden anlatıyorum düşündüklerimi, hissettiklerimi, yaptıklarımı. Bir mutluluk ya olumluluk hâresi içinde yaşadığım düşünülüyor haliyle. Öyle değil oysa…
Hiç değil…

Ben yalnızca anlatmakta zorlanıyorum. Belki biraz …