Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Co-Active Koçluk Yolculuğum...

Resim
Beş yıl kadar evveldi, şirketteki bir koçluk projesi kapsamında koçluk alabileceklerden biri oldum. 10 görüşme için yola çıktık koçumla, Neylan'la. Başlarken iş güç meseleleri, kariyer planları konuşacağız, büyük büyük laflar edeceğiz sanıyordum. Feci yanıldım. İlk görüşmemizden afallamış bir halde çıktım. Neylan, duru bir su gibi duruyordu karşımda; ben denize bakar gibi içime bakıyordum. İlk defa, durup kendime bakıyordum.

Öğrendiklerimin, duyduklarımın, içselleştirdiklerimin ötesindekini, ben'i, özümdeki o bana ait bir şeyi arıyordum. Çok zorlandım.

Dışarıdan bakıldığında, kişisel gelişim kitaplarıyla süslenen koçluk hikayelerindeki gibi toz pembe değildi benim deneyimim. Duvarlara tosladım, bocaladım, korktum, kaçtım... Acayip bir dönüşüm yaşadım. 10 görüşmenin ardı geldi, şirket sponsorluğunun dışında da Neylan'la görüşmeye, O'ndan koçluk almaya devam ettim. O kadar iyi geldi ki bana!

Başka bir kadın çıktı içimden.

O yaşıma dek kendi sesimi duymadığımı farkettim b…

Slow Down...

Resim
Denizden çıktım. Saçlarım ıslak. Deniz tuzu, güneş kremi ve yaz kokusu var havada.
Beyaz bir tişört giydim.
Öyle, ferah ve dingin hissediyorum ki şu an...

Bozburun'dayım. En çok sevdiğim köşelerden birinde. Daha evvel de yazmıştım. Ne zaman soluklanmak istesem, kendimi resetlemeye ihtiyaç duysam buraya kaçmak istiyorum. O kadar iyi geliyor ki Bozburun bana... Dinleniyorum, duruyorum, kendi sesimi dinleyip yenilendiğimi hissediyorum.

Yine çok koştuğum bir dönemi geride bıraktım. Bir dolu şey vardı yapılacak, dolu dolu bir takvimle ve hep yetişmeye çalışarak geçti bu yılın ilk yarısı. Çok güzel şeyler oldu, güzel olmadığını düşündüğüm şeyler de oldu, epeyce doluydu:)

Dün, benim için 2019'un en güzel günlerinden biriydi. Co-active koçluk eğitimini tamamlayıp sertifikamı aldım!:)

Uzun uzun anlatmak istiyorum bu yolculuğumu. Şu an yalnızca keyfini çıkarıyorum; kendim için şahane bir şey yapmış olmanın, ufkumu ve kalbimi açan bir deneyim yaşamış olmanın ve çok emek verdiğim eğitimi t…

Berlin...

Resim
Berlin'e ilk kez 6 yıl kadar evvel, tek başıma gitmiştim. Mevsim kıştı; çokça yürümüş, epey üşümüş ve Berlin'e aşık olmuştum! :)


Daha oradayken tekrar gideceğimi biliyordum. Ama işte zaman uçtu, kur coştu, araya bir dolu şey girdi ve sevdiğim şehre ancak bu yıl tekrar gidebildim.

Birikmiş millerimi harcayıp bilet aldım ve geçen hafta sırt çantalarımızla Berlin'e iki günlük bir kaçış yaptık! :)

O kadar iyi geldi ki...



Şehrin enerjisi, özgürlük hissi, o rahatlık... Yolda olmak, sokaklarda kaygısızca yürümek, kafama estiği gibi gezmek, çok iyi geldi! :)

Daha evvel pek çok müzeyi ve turistik yeri gördüğüm için bu kez sadece canımın istediği gibi gezdim. Cemal, ilk kez geldiği için belli başlı yerlere gittik elbette. Ama hiç kasmadık; yetişme ya da yapma çabası olmadan kafamıza estiği gibi dolaştık.

Tarihi turistik yerlerden Brandenburger  Tor'da başlayan turumuz The Holocaust Memorial'la devam etti. Ki bu anıt beni Berlin'de en çok etkileyen yer sanırım. Çok güçlü …

İyi Oluş Hâli...

Resim
"Kendi iyi oluş halimiz için aktif bir katılımcı olmamız gerekiyor." dedi dün akşam katıldığım Mindfulness oturumunda eğitmen. Birinin sözüymüş; kimin sözü olduğu kalmadı aklımda. Ama cümle mıh gibi içimde dün akşamdan bu yana. Yazdım, unutmayayım diye. Defalarca okudum. Sanki şuncacık, şu kısacık cümle bir kapı da ben de o kapının eşiğindeymişim gibi hissettim. Evet, galiba tam olarak bir kapı eşiğindeymiş gibi hissettim.

Ne var o kapının ardında, dersen kendi iyi oluş halim var. O hâli düşünüyorum nicedir; nasıldı diye hatırlamaya çalışıyorum. Benim en iyi halim nasıl, nasıl oluyorum o halimde; neler yapıyorum, nasıl hissediyorum, nasıl davranıyorum... O hali, biliyorum evet.  Ve en iyi hissettiğim versiyonuma daha yakından bakmaya, onu anımsamaya gayret ediyorum.
Yoğun bir çaba gerektiriyor. Zira kolay değil; hayatın hay huyu, soluksuz telaşlar, koşturmacalar, dışarıdan gelen dalgalar, öğretiler, başkaları, ezberler, yargılar, boşluklar... Bir dolu vazgeçirici var içimde …

32...

Resim
21 Nisan.
Bugün benim doğum günüm.


32 yaşımı doldurdum. Böyle söyleyince çok yaşlanmış hissediyorum. 20'ler ne ara bitti de 30'lar başladı, ben hiç anlamadım.

Bir noktadan sonra zaman hızlanıyor sanki. Her şey baş döndürücü bir hızla akıp gidiyor. Hesap tutmuyor günler. Ara ara dönüp ardıma, bazen de önüme bakıyorum. Neredeyim, ne yapıyorum, nasıl yol alıyorum sorularını soruyorum kendime.

Yeni yaşıma bir hastane odasında, refakatçi koltuğunda girdim. Nasıl bir yıldı benim için diye düşündüm uykuyla uyanıklık arasında.


Geride bıraktığım yaşın duygusu "sıkışıklık" olur sanırım. Bu yaşım dolu dolu geçti. Sıkışıktı. Çoğu zaman ajandamın içinde, to-do listemin maddeleri arasında ve neredeyse sürekli vakitten yana sıkışmış hissettim; kimi zaman maddi kaynaklarımı nasıl yöneteceğimi bilemedim. Enerjim, yapmak istediklerim, zamanım, beklentiler ve içimden gelenler arasında bocaladım pek çok kez.

Bir de anladım, kimse dışarıdan göründüğü gibi değil; kimsenin hayatı uzaktan …

Sabah...

Resim
Penceremizin önünde bir ceviz ağacı var; mevsimleri o ağacın dallarından takip ediyorum ben. Baharda yemyeşil coşuyor, sonra yavaş yavaş yapraklarını döküyor. Şimdi kupkuru dalları mesela, aralarından Boğaz'ın suları görünüyor.

Sabah camdan baktım uzun uzun. Ceviz ağacını, vakti, geçirdiğimiz ve içinden geçmekte olduğumuz mevsimleri düşündüm. İçime daldım.

Bu aralar kaybolmuş hissediyorum. Ve yaşlanmış; yaş almış, yorulmuş. Ve yalnız. Ama bu yorgunluk ve yalnızlık, böyle tam anlatabileceğim ve hatta anlayabildiğim türden değil. Sanki ilk defa karşılaştığım biri gibi...

Hala bazen soluksuzca koşturuyorum. Sevgilim, ailem, arkadaşlarım... Etkinlikler, planlar, kalabalık sofralar, dolu dolu ajandam... Ben tüm bunların  arasından sanki bir suyun kıyısında oturmuş da akan suyu izlermiş gibi geçiyorum. Her şeyin dışındaymışım gibi geliyor bazen; ve birbirimize değmeden, dokunmadan yaşadığımızı seziyorum bir süredir.

Dün sabah, üniversiteden arkadaşlarımızla çok sevdiğim kalabalık bir ar…