12 Nisan 2013 Cuma

Not Defterinden...

-Yine yazmadığım için kendime kızdığım günler; bir koşturmacayla akıp gidiyor zaman. Telaşların arasında durup düşünüyorum, içimden cümleler kuruyorum; ama nedense yazmaya üşeniyorum.

Diyarbakır Surları'ndan...

-Diyarbakır. Geçtiğimiz ay Diyarbakır’a gittim. İş seyahatinin önüne bir Pazar günü ekledim ve bir gün boyunca şehri gezme fırsatım oldu. Herkesin dikkatli ol uyarılarıyla gittiğim kentte tek başıma dolaştım; hanlara, eski sokaklara girip çıktım. Vedat Milor’un izinden gidip Tarihi Hasan Paşa Hanı’nda Mustafa Amca’nın Kahvaltı Dünyası’nda kahvaltı ettim, Ulu Cami’yi gezdim. Diyarbakır Surları’na çıkıp hevsel bahçelerine, Kırklar Dağı’na, On Gözlü Köprü’ye baktım uzaktan. Sülüklü Han’da mis gibi menengiç kahvesi ve gül şerbeti tattım; soluklandım. Cahit Sıtkı’nın müzeye dönüştürülmüş evine gittim. Daracık taş sokaklarında dolaştım, insanlarla sohbet ettim, şahane mutfağından bolca nasiplendim. Keldani Kilisesi, Gazi Köşkü’ne de uğradım ve meşhur Mardin Kapı’dan geçtim:)
Sülüklü Han'da soluklanırken...

Diyarbakır, tarihi ve sosyolojik yapısıyla görülmesi gereken şehirlerden; bir de tabi mutfağıyla:)

- Sabahattin Ali’den Hikâyeler: Gece Kapladı Her Yeri. İş Sanat ‘ta senelerdir süregelen şiir dinletilerine hikâye dinletileri de eklendi. Sait Faik Hikayeleri ile başlayan hikaye dinletilerinin ikinci konuğu Sabahattin Ali idi. Metin Belgin, Hakan Gerçek, Tilbe Saran ve Bülent Emin Yarar, Sabahattin Ali’nin üç hikayesini seslendirdiler. Radyo tiyatrosu konseptinde sahnelenen dinleti gerçekten büyüleyiciydi. Hikayeler içimizden aktı neredeyse. Öyle güzeldi ki… Bu sezon son dinletiydi ama önümüzdeki sezon muhakkak takip edin, seyredin derim;)

-Inishmorelu Yüzbaşı. İstanbul Devlet Tiyatroları’nda Murat Karasu rejisiyle sahnelenen oyuna, Karasu’nun imzasına güvenerek büyük bir beklentiyle gitmiştim. Ancak biraz hayal kırıklığıyla ayrıldım. Işık, müzik ve sahne tasarımı oldukça iyiydi. Ancak metinde ve oyunculuklarda oturmayan bir şey vardı. Hep aynı mesaj üzerine dönüp duran konu ve abartılı oyunculuklar oyunun gücünü ziyadesiyle düşürmüş. Dönüp bakınca bu sezon izlediğim kötü oyunlardan biriydi diyebilirim.

-Çirkin. Yine İstanbul Devlet Tiyatroları’nca sahnelenen bir oyun. Güzellik kavramının toplumsal olarak dayatılmasını sorgulayan metin, oldukça güçlü. Başrolde Tolga Evren şahane bir performans sergiliyor. Diğer oyuncularsa vasattı. Ancak hem metnin hem de Tolga Evren’in oyun gücü Çirkin’i sezonun izlenmesi gereken oyunlarından biri arasına yerleştiriyor bence:)

-Itrî&Bach . Son günlerde sürekli dinlediğim enfes albüm. Ertan Tekin, Murat Aydemir ve Çağ Erçağ’ın Itrî’nin ve Bach’ın eserlerini yorumladıkları albümde, aynı yüzyılda farklı topraklarda yaşamış bu iki büyük bestecinin eserlerinin tanbur, duduk ve viyolensel ile yorumlanması insanda farklı, güçlü bir etki bırakıyor. Özellikle Itrî’nin Tut-i mucize guyem ve Mevlevi Ayini Selamından bölümlerini tekrar tekrardinliyorum günlerdir. Albümü muhakkak dinleyin derim;)

-Okunacak kitaplar birikti yine masamda. Şu sıralar çantamda, Hasan Ali Toptaş’ın Heba’sı var. Gölgesizler’le bende farklı bir yer edinen Toptaş’ın hevesle beklediğim yeni romanını çıkar çıkmaz aldım. Yine aynı derinlik ve yalınlık. Yine aynı insanı çarpan, akıp giden sözcükler. Muhakkak diyorum, ama muhakkak, bir Hasan Ali Topbaş kitabı okuyun…



3 Ocak 2013 Perşembe

Sanat...

Hakan Gerçek, oyunculuğunu, duruşunu ve tarzını çok sevdiğim bir sanatçı. Yer aldığı bütün projeleri merakla ve hevesle takip etmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz yılın son günlerinde de, kendi tiyatrosu, Tiyatro Gerçek ’in yeni oyunu Sanat’ı izledim ve yine çok ama çok etkilendim:)


Sanat, ismiyle insanı biraz ürkütüyor; çok ağır bir tempo bekliyor insan. Ancak hiç de öyle değil. Oldukça eğlenceli, keyifli bir oyun!



Metin, Fransız oyun yazarı Yasmina Reza’nın. Yasmina Reza'nın arkadaşı Serge Goldzal’a ithaf ettiği hikayenin ana kahramanı da Serge. Ki hikaye gerçek bir olaydan yola çıkıyor. Serge Goldzal, bir gün beyaz üstüne beyaz çizgili bir tablo satın alıyor; Yasmina Reza tabloyu görünce “Deli misin sen?” diyerek gülmeye başlıyor ve bunun üzerine Serge de gülmeye başlıyor. İşte Sanat, “Serge gülmeseydi ne olurdu?” dan yola çıkıyor.

Oyunda üç karakter var: Serge, Marc ve Ivan. Serge’i Hakan Gerçek, Marc’ı Bekir Aksoy ve Ivan’ı Rüzgar Aksoy canlandırıyor. Ekip, sahnede muazzam bir enerji yakalamış! Prömiyer olmasına rağmen, sahnede yarattıkları sinerji, paslaşmaları olağanüstüydü.


Hikaye, Serge’in beyaz üzerine “beyaz” çizgili bir tablo almasıyla başlıyor. Marc, Serge'in bu yaptığının delilik olduğunu düşünüp hem dalga geçiyor hem de kızıyor. Serge, Marc’ı, başlangıçta, sanattan anlamamakla itham ediyor. Ivan ikisi arasında kalakalıyor. Ve dostlukları uzun yıllara dayanan bu üç arkadaş, ilişkilerini farklılıklarını sorgulamaya başlıyor.

Karakterlerin hepsinin güçlü ve zayıf yanları var. Hangisi haklı, hangisi haksız; hangisi iyi, hangisi kötü diye bir yorum yapamıyor, taraf tutamıyorsunuz. Bir Serge gibi düşünüyor, bir Marc’a hak veriyor, biraz da Ivan’ın hoşgörüsüne sahip olmak istiyorsunuz.

Çağdaş sanata dair pek çok gönderme içeren metinde, dialoglar ve karakterler o kadar gerçek, o kadar sahici ki izlerken pek çok ilişkiniz üzerine kafa yormaya başlayacaksınız muhtemelen.

Oyunun en güzel yanı ise bütün bu sorgulamaları, göndermeleri inanılmaz eğlenceli bir şekilde yapması. 70 dakika boyunca o kadar çok güldüm ki oyun çıkışı çenem ağrıyordu:)

Sanat, eğlenceli, düşündürücü ve derin bir oyun! Prömiyerine gittiğim oyunu, biraz zaman geçtikten sonra tekrar izlemeyi planlıyorum. Bence bu sezonun en iyi oyunlarından biri! Muhakkak izleyin:)

Hamiş: Tiyatro Gerçek'in Cemal Süreya şiirlerinden oluşan dinletisi Üstü Kalsın'ı da yazmıştım; şiddetle tavsiye ediyorum:)