Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kurabiye...

Resim
Ben ilk kez bu kış kurabiye yaptım.
Zencefilli ve tarçınlı kurabiyeler…
Herkes yapıyor; bir dolu tarifi var dergilerde, bloglarda… Ben de epeyce farklı tarif okudum ama evdeki malzemelerle ve kendi elim değdiğince farklılaştırdım. İstedim ki zencefili biraz fazla olsun, damakta buruk bir tadı kalsın. Zencefilin ve tarçının şifası evi sarsın istedim.
İlk kez hamur açtım ben. Oklava yoktu; elimle açtım. Bileğimde hala bir sızı…
Bu meşhur “kış kurabiyeleri”nin içine pekmez konurmuş, onu öğrendim. Annemin her yıl, evet hiç üşenmeden her yıl,  memleketten evime taşıdığı doğal pekmezi yok ettiğimi o an hatırladım. Ve içime lök diye bir şey oturdu. Ne kıymetliydi, oysa. Çaktırmadan taşınma sırasında yok etmiştim. Ve şimdi yana yakıla tüm dolaplarda pekmez arıyordum. Aradığım o iki kaşık pekmez, annemin yaptıklarının nasıl da farkında olmadığımı akıttı içime…
Pekmez yoktu, farklı çözümler buldum kendimce. Okuduğum bir dolu tariften hiçbirine uymadı. Benim kurabiyelerim, oldular. Fırından çık…

Masal Yolunda…

Resim
Judith Malika Liberman, bir masal anlatıcısı. Kendi deyimiyle anlatma sanatı ile uğraşıyor. Aslen bir Fransız, Amerika’da eğitim almış, dünyanın farklı coğrafyalarında masallar dinlemiş, hikâyeler anlatmış ve yaklaşık 13 yıldır Türkiye’de yaşıyor, buralarda masal anlatıyorJ
Judith’le tanışmam işim gereği oldu aslında. Geçtiğimiz seneye kadar eğitim, seminer ve etkinlik organizasyonlarıyla da ilgilendiğim bir işim olduğu için iyi konuşmacıları ve ilham verici isimleri yakından takip ediyordum. Judith’le de yolumuz şirkette düzenleyeceğimiz bir seminer vesilesiyle kesişti. Hayatta her şeyin bir sebebi olduğuna inanan biri olarak, bu karşılaşmanın, tam zamanında, ihtiyacım olan şeyleri duymam için gerçekleştiğine inanıyorumJ
Pürdikkat dinlediğim, notlar aldığım, eşe dosta anlattığım şahane bir seminer verdi Judith, bizim ofiste. Ardından küçük bir ekiple yemek yedik. O kadar keyifli, o kadar zengin ve öylesine ilham verici bir sohbetti ki ne zaman o sofrayı hatırlasam kocaman bir gülümse…

Güzel Şeyler…

Resim
Bu ara hiç keyfim yok.
Okuduğum, duyduğum, gördüğüm her şey can sıkıcı bir tat bırakıyor aklımda ve kalbimde. Dışarı çıkmak, bir şeyler yapmak, hatta yaşamak bile ağır geliyor.
Kendi kabuğuma çekilmek ve öylece durmak istiyorum.
Ama olmuyor işte… Hayat hep, her zaman olduğu gibi ve her şeye rağmen devam ediyor. İşe gidiyor, yemek yiyor, dolmuşa biniyor, yürüyor, konuşuyor, gülüyor, susuyor ve anlatıyoruz… Hayat akıyor, zaman geçiyor. Dünyanın kanunu galiba, böyle…
Madem öyle, ağzımdaki o kekremsi tat biraz olsun azalsın istedim. Güzel şeylerden de söz edelim, biraz ümidimiz artsın, sesimiz ve nefesimiz ferahlasın istedim.
O yüzden, güzel bir şeyden bahsedeceğim, bugün, uzuun bir aradan sonraJ


SadeHane
Benim bir arkadaşım var. Arkadaştan da öte; dosttur, candır, kız kardeş sayarım kendime. Çok çalışkan, acayip hırslı, üretken, durmayan, yorulmayan bir tiptir. Elini attığı her işi de layıkıyla yapar. Güzel sonuçlar alır, başarıdan başarıya koşar. –Tamam, gelişime açık yönleri de var tabi…

Deli Kızın Çeyizi

Resim
Yine arayı açmışım; en son yazıdan bu yana bir buçuk ay geçmiş. Dönüp bakınca ne çok şey sığmış bu bir buçuk aya yahu, diyorum!


Neler mi oldu?


·Nişanlandım mesela bu arada. Parmağımda bir yüzük ve artık bütün sülalenin gözbebeği bir sevgilim varJ Her gören “Ee düğün ne zaman?” diye soruyor ve bol bol tavsiye veriyor. Askerlik ve hamilelik anılarının yanı sıra düğün deneyimleri de anlatıla anlatıla bitirilemiyormuş, yeni öğrendim;)

·Günübirlik seyahatler, küçük kaçamaklar, oradan oraya gezmeler yine hayatımın en sevdiğim aktivitesi olmaya devam ediyor. Dolayısıyla az uyku, çok gezme, bol adım stratejisine devam ediyorum! Ve hala boş vakitlerimde ucuz uçak bileti kovalıyorumJ

·Sporla aram çok iyi değildir, bilen bilir. Ne doğru düzgün takım tutarım ne herhangi bir branşı düzenli takip ederim. Çok bilgi sahibi de değilim. Geçenlerde bir arkadaşımın davetiyle basketbol maçına gittim. Ve acayip eğlendim!  Anadolu Efes-Fenerbahçe maçını statta, hatta stadın içindeki bölümde seyretmek çok keyifl…

#KeşifGünlüğü #Ajanda ya da #HepsiBirArada

Resim
İstanbul’da erguvan vakti… Erguvan ağaçlarının, renklerine de mevsimine de bayılıyorum. Boğaz’a inen sokaklarda yürümenin, doğanın gücüne ve içimizdeki o “yenilenebilir” enerjiye hayran kalmanın zamanıdır!  Her yıl bu vakitler, sanki kendimi yeniden ve yeniden doğuruyorum.

Doğum günüm… 21 Nisan… Bu sene ilk kez, bir kişiyle daha paylaştım doğum günümüJ
Sevgilim ve benim doğum günümüz aynı! Nasıl oldu, koca dünyada 365 gün arasında nasıl aynı güne denk geldi yeryüzüne teşrifimiz bilmiyorum… Hayatın ve aşkın güzel tesadüflerini seviyorumJ
Kocamaaaan bir sofrada sevdiklerimizle kutladık yeni yaşımızı. Mutluluktan ağzım kulaklarımdaydı sanırım bütün gece. Ara ara o sofraya baktım ve şükrettim, kelimelerim yettiğince. Bir kez daha anladım: Ömürde biriktirebildiğimiz tek şey, insan. Gerisi, hep yalan. Yanımda olan, beni-bizi şımartan, “mutluluktan kalbim patlayacak sanırım” dedirten herkese çok teşekkür, bin şükür! J


Bu ayın en güzel keşiflerinden biri Yeni Lokanta oldu. Şef Civan Er’in Kumbarac…

İdrak...

Resim
Bizi çok övdüler, çok pohpohladılar; aslansın, prensessin, mükemmelsin diye diye gazladılar… Bence bütün sorunlarımız bundan!
Vallahi.
Bu aralar bu “mutsuzluk” konusuna kafayı taktım. Etrafımdaki herkes iş-ilişki-hayat üçlüsünden en az biri, muhtemelen de tamamı söz konusu olduğunda sürekli mutsuzluğunu dile getiriyor. Sabah kahvaltılarında, kahve molalarında, iş çıkışlarında bir araya geldiğimizde konu dönüp dolaşıp nelerden rahatsız olduğumuza, sıkıntılarımıza geliyor. Konuşuyor, susuyor, asık suratla oturuyoruz.
Geçen gün bir öğle yemeğinde, sevdiğim bir arkadaşımla yine bu “mutsuzluk” üstüne laflıyorduk. “Ya etrafımda “mutlu” diye tanımlayabileceğim 3 insan yok galiba.” Dedim. Sonra düşündüm, dışarıdan epeyce iyi görünen hayatlarımız var. Çevremdeki insanlar iyi eğitimli, güzel işleri olan, çoğunlukla ortalamanın üstünde para kazanan insanlar. Genelde İstanbul’da, iyi yerlerde, bol bol seyahatle, dünyayı ve memleketi keşfederek geçen rahat hayatlarımız var. Ailelerimiz de çok şükür b…

Eşref'i Vurdular, Nafile Yere... **

Resim
Memleket yangın yeri...
Her gün, başka bir şehirden, farklı bir sokaktan kötü bir haber geliyor. Bombalar patlıyor, tecavüz sıradanlaşıyor, ölenler “yalnızca bir sayı” olarak ekranlarımıza düşüyor…
İnsanın içinden hiçbir şey yapmak, hiçbir şey söylemek gelmiyor.
Gülümsemeye, mutlu olmaya, güzel bir şeyi paylaşmaya mecalimiz yok. Sokağa çıkmaya korkuyoruz.
Böyle büyük büyük; siz’li biz’li cümleler kurmak değildi aslında niyetim. Kendi halimi anlatmaya ihtiyacım var.
Korkuyorum. Sokakta yürürken yanımdan geçen adamdan, kaldırımda duran arabadan, karşıda bekleyen sırt çantalı kadından; hepsinden korkuyorum. Tenha sokaklardan geçmeyeyim diye yolumu uzatıyorum, kalabalığa girmeyeyim diye aylar öncesinden aldığım etkinlik biletlerini yakıyorum. Kendi küçük dünyama kaçmaya çalıştıkça, eve kapandıkça, “yok yok bir şey olmaz” diye kendimi teselli etmeye çalıştıkça nefes alamadığımı hissediyorum.
Doğu, batı, Diyarbakır, Taksim… kafamda hiçbir ayrım olmaksızın; olan bitene deli gibi üzülüyorum. Ve dir…

#KeşifGünlüğü Kuzguncuk

Resim
“Ben Kuzguncuk’ta yeşil bir dal buldum; ona tutundum.” Can Yücel
Kuzguncuk, zihnimde İncesaz melodileri ile yer buluyor hep. Sahici, buruk ve yalın bir havası var. Şehrin içinde; ama sanki uzaktaymış, başka bir zamanı yaşıyormuş gibi…
Ben de gürültüden, kalabalıktan ve şehrin zamanından uzaklaşmak istediğimde Bebek’ten ya da Beşiktaş’tan vapura atlayıp karşıya geçiyorum. Kısa bir boğaz turu ardından, yolumu Kuzguncuk’a çeviriyorum.
Kuzguncuk,  sokakları,  ahşap ve cumbalı evleri ve en çok da gülümseyen, samimi ve hoşsohbet insanlarıyla İstanbul’un en güzel renklerinden biri.

Kuzguncuk gezilerimde keşfettiğim ve vakit geçirmekten keyif aldığım birkaç mekanı paylaşmadan duramadım:)
Nail Kitabevi
İstanbul’un en güzel kitapçılarından biri Kuzguncuk’ta!

Nail Kitabevi, İcadiye Caddesi üstünde, Kuzguncuk’un kalbinde. Eski bir Kuzguncuk evini kitapevi&kafe haline getirmişler; çok da iyi etmişler. Alt katta minik bir kafe, birkaç sandalye ve kitaplar var. Üst kat ise, sedirleri, birkaç masası ve …

Oradan, Buradan, Şuradan..

Resim
Yoğun, koşturmacalı, yeniliklerle dolu günler geçiriyorum...



Kariyerimde büyük sayılabilecek bir değişiklik yapıp alan değiştirdim. Beş buçuk yıllık yetenek yönetimi deneyimimin ardından çalıştığım şirkette pazarlama departmanına geçtim. İlk haftayı geride bırakmışken, bütün değişikliklerin ve farkında olunarak atılan adımların insanın yaptıklarına, durduğu yere ve yapmak istediklerine odaklanması için şahane fırsatlar olduğunu fark ediyorum, bir kez daha.
Alışkanlık dediğimiz şey çoğu zaman körlük getiriyor. İşimize, ilişkilerimize ve en çok da kendimize körleşiyoruz; alıştıkça, biliyorum sandıkça ve hep aynı yerden aynı gözlerle baktıkça. Arada bir kendi oluşturduğumuz o güvenli alanlardan, alışık olduğumuz dünyadan çıkmak, yeni yerleri keşfetmek gerekiyor bence.
Her değişim biraz korkutucu olsa da heyecanlı, besleyici ve öğretici. Sonu ne olursa olsunn;)


Bahar geliyor! :)

Yüzümü yeşile dönmek, hafiflemek ve bol bol yollara çıkmak istiyorum. Gün şehri daha erken aydınlatmaya başlar başla…

#KeşifGünlüğü Bitti Gitti Keyifler Atölyesi

Resim
Geride bıraktığımız hafta sonunun en güzel keşfi Bitti Gitti oldu!

Kitaplarını, derslerini, söyleşilerini hevesle takip ettiğim ve bunu defalarca dile getirdiğim - J- pek kıymetli hocam Murat Gülsoy’un söyleşisi vesilesiyle gittim. Mekâna, ortama, insanlara ve yapılan işlere hayran kaldım :)
Aslında öncesinde BookSerf ‘ü duymuş, “Vay be ne güzel işler yapıyorlar!” demiş ve takip etmeye başlamıştım. Ama bu kitap paylaşma sistemine dahil olmamıştım. Siz BookSerf'ü ilk defa duyuyorsanız, detaylı bilgi için tıklayınız.
Bitti Gitti Keyifler Atölyesi de BookSerf’ü yaratan ekibin mekânı esasında. Burası, Asmalı Mescit’te, ferah ve renkli odaları, şahane duvarları, kocaman pencereleri olan bir cennet! Resmen insanın memlekete dair umudunu, inancını tazeliyor.


Kesinlikle ilham verici bir yer!
Duvarlarda, raflarda ve yerlerde renk renk tasarımlar var. Ahşap kameralar, tişörtler, baskı çalışmaları… Bir dolu şeye ayrı ayrı bayıldım. Hepsini alıp eve götüresim geldi. Tabii yapamadım. Ama yılmadım…