Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Suret...

‘Ne şeker bir insansın.’ Diyor biri, diğeri ‘Kendine hayransın bence.’ Diye başlıyor söze, bir başkası ‘Anaçlığına imreniyorum biliyor musun…’ deyiveriyor bir akşamüstü sohbetinde ve bir diğeri samimiyetimi sorguluyor çok kibar cümlelerle… Ve daha bir sürü göz farklı farklı okuyor beni, her birinden bambaşka cümleler duyuyorum.

Afallıyorum bazen. ‘Hangisi benim yahu? ‘ diye soruyorum kendime, uzun uzun düşünüyorum söylenenler üzerine…

Ve bana dair kurulan hiçbir cümle için ‘yok yahu, asla öyle değilim ben!’ deyip geçemiyorum. Bütün o iyi, kötü sıfatların ,ama az ama çok, bir karşılığı var içimde.

Şefkat, zalimlik, kibir, anaçlık, iyiniyet, saflık, bencillik, samimiyet, masumiyet, kin, yalnızlık, tutku, boşvermişlik, duyarlılık…. Ve daha aklıma gelmeyen ama birbirimizin yüzünde okuduğumuz o bambaşka duyguların farklı farklı tonları var aslında içimde. Bazen iyiyim bazen kötü, bazen anaç bazen bencil, bazen yapay bazen sahici…

Hangimiz farklıyız ki? Hangimizin içindekiler tek taraflı?
Mad…

Boşluk...

İstanbul yapış yapış sıcak. Akşamüstü. Tatlı tatlı esen bir ağaç altı bulmuşuz kendimize, oturmuş kahvelerimizi yudumluyoruz. Gündelik telaşlardan, uğraşlardan ve küçük sıkıntılardan söz ediyoruz. ‘Aman be! ‘ diyorum boşvermiş bir edayla ‘Herkesin ne çok, ne çok derdi var. Kimse mutlu değil mi yani?’ Kısa bir sessizlik oluyor. Yoldan gelip geçenlere dikiyoruz gözlerimizi. Karşıdan orta yaşlarda bir çift geliyor, elele. Arabalarına binmek üzere davranıyorlar, nasıl da mutlu görünüyorlar… Tam mutluluklarına imrenecekken ‘Kızları öldü.’ diyor arkadaşım, şaşırıp bakıyorum suratına. ‘Bir ay içinde, kanser teşhisi kondu ve öldü. Ben hep giderdim dükkanlarına, sonrasında gidemedim, nasıl başsağlığı dileyeceğimi bilemedim çünkü’ diyor ve devam ediyor ‘Bak, şimdi, uzaktan, hiç belli olmuyor o aileden birinin yokluğu.’

Öylece kalıyorum.

Oysa ben elele duruşlarına, akşamüstü yan yana yürümelerine, ellerinde torbalarla arabalarına süzülüşlerine imrenmiştim. Ah demiştim bak ne sakin, ne huzur…