Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İlk Yoga Deneyimim

Resim
Bu akşam ilk kez yoga yaptım!

Yani daha doğrusu deneme dersine gittim; yapanları seyretmekle hareketleri yapmaya çalışmak arasında bir yerlerde takıldım:)



Üniversiteden pek sevgili arkadaşım Kübra, epeydir "Yoga yap. Sen yoga denemelisin. Yogaya git" deyip duruyordu. Kendisi bir iki yıl öncesine kadar bayağı düzenli yoga yapıyor, yogayla ilgili etkinliklere gidiyor, kitaplar falan okuyordu. Fikrine, sözüne de güvenirim. Aklımın bir köşesinde duruyordu. Geçenlerde yine konusu açılınca, "Ee bir bak hocalara falan tekrar, şurada şu saatte ol de; ben gelirim nereye istersen!" dedim. Konuştuk, yazıştık, anlaştık; derken Etiler'deki Yoga Şala'ya gitmeye karar verdik.

İş çıkışı bir hevesle gittim. Üstümüzü değiştirip salona girdik. Hoca, daha evvel yoga yapıp yapmadığımızı sorunca "Yok!" dedim, "Hiç denememiştim. İlk kez geldim." Anladım ki koca sınıfta, ki 10-15 kişi kadar vardı, hayatında hiç yoga yapmamış tek insan bendim.

Samimi bir açılış…

#KitapTavsiyesi Stefan Zweig'ın Son Günleri

Resim
"Bütün dostlarımı selamlarım. Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hâlâ görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum." yazmıştı Stefan Zweig, özenle geride bıraktığı veda mektuplarının birinde. Karısı Lotte ile birlikte, 23 Şubat 1942’de zehir içerek intihar ettikleri odada, masanın üzerine bırakılmış, pulları dahi yapıştırılmış pek çok mektup kalmıştı geride. Ve Stefan Zweig’in, çağını ve sonrasını oldukça etkileyen eserleri, kitapları, düşünceleri…

Stefan Zweig, dünya edebiyat tarihinin en önemli ve en güçlü kalemlerinden biri. Laurent Seksik ise bir doktor-yazar. Tıp eğitimini aldıktan sonra doktorluk yapmaya başlayan, 1999 yılında ise ilk romanı yayınlanan yazar, 2010 yılında yayınlanan Stefan Zweig’inSon Günleri’nde Nazi işgali altındaki Avusturya’dan kaçan ve Londra ve New York’tan sonra Belçika’ya giden Zweig ve ikinci eşi Lotte’nin son 6 ayını anlatıyor.


Stefan Zweig’ı, çağının önemli yazar ve düşünürlerini, edebiyata ve…

Bodrum'da Üç Eşsiz Koy: Cennet, Kargıcak ve Mazı

Resim
Deniz konusunda hassasım. Yani her su birikintisine kolayca atlayamıyorum; dibini göreyim, derin olsun, taşlar ayağımı acıtmasın, mavisi-yeşili rengine doyayım istiyorum. Gürültülü plajlardan, kalabalık ve bol aksiyonlu sahillerden hiç hoşlanmıyorum. Mümkünse sakin, sessiz, doğanın içinde hissedebileceğim koylarda olayım istiyorum!

Bodrum'da tam da böyle, sevdiğim gibi üç farklı koya çıktı yolumuz. Kargıcak Koyu, Mazı Koyu ve Cennet Koyu.


Baştan uyarayım, eğer gittiğim yerde mutlaka konforlu tesisler olsun, denizden çıkınca duşumu alabileyim, aman da minderlere yayılayım, her vakit buz gibi içecekleri yudumlayayım, yüksek sesli müzik dinleyeyim diyorsanız buralar kesinlikle size göre değil! Çünkü neredeyse hiçbirinde-Mazı hariç- tesis yok, şezlong, şemsiye, duş yok; bu koylar havlunu atıp kendini dinlemelik ve bol bol yüzmelik:)
Kargıcak Koyu




Kargıcak Koyu'nu bir blogda okuyup "Hadi gidiyoruz!" dedik. Bizim kaldığımız Adabükü'nden yaklaşık 45-50 dakika sürüyordu. …

Bir Yıl Sonra, Yine, Yeniden: Bozburun

Resim
Geçenlerde bir akşam vakti aklıma düşmüş, Bozburun'u yazmıştım.

Burnumda tüte tüte anlatmıştım, Bozburun'a dair hislerimi. Konakladığımız Karia Bel' için

"Otel değil aslında benim için vaktimiz ve imkanımız oldukça her yıl, her mevsim gitmek istediğim bir köşe." yazmıştım.

Bunu okuyan sevgili bir sürpriz yapıp yine Karia Bel'den rezervasyon yaptırmış. Bu sabah Bodrum'dan yola çıkıp buraya geldik. Şu an Bozburun'da, Karia Bel'de terasta oturmuş denizi seyrediyor ve bu satırları yazıyorum.





Bugün, bizim evliliğimizin birinci yılı. 

İki düğün yaptık, kafalar karışıyor arada tarihler konusunda tabi:) En iyisi resmi nikahı baz almak ya 15 Eylül bizim evlilik yıldönümümüz, dedik bu sene. Önümüzdeki yıl hangi tarihi kutlarız bilmiyorum:P

Bir yıl geçmiş, evli olarak, birlikte.

Evlilik, acayip bir müessese. Üstüne uzun uzun yazılır. Sosyolojik tespitler, toplumsal kodlar ve psikolojik etkileri konusunda Allah ne verdiyse yazmak isterim müsait bir vakitte.

Ama ş…

Bodrum, Bodrum...

Resim
Bodrum'dayım! :)

Bu yazıyı begonvillerin arasından gördüğüm uçsuz bucaksız denize bakarak yazıyorum.




Bodrum, bugüne dek pek merak ettiğim, ilgimi çeken bir yer olmamıştı. Kalabalık ve itiraf edeyim nedense "tiki" bir algısı vardı bende. Biraz da bu yüzden hiç yolum düşmedi.

Son dönemde etrafımda Bodrum'a yerleşenler oldukça, gidip bakir koylarını anlatanlar çoğaldıkça ve gördüğüm fotoğraflar ve dinlediklerim içimi açmaya başlayınca dedim ki "Artık, vaktidir, yola düşelim!" :)

Dün sabah İstanbul'dan yola çıkıp akşamüstü buraya vardık. Bodrum merkeze 20-25 km uzaklıkta bir koyda kalıyoruz. Fazlasıyla sakin, sessiz ve dingin... Sanırım tatilci kalabalığı yavaştan çekilmeye başlamış; yaş ortalaması hayli yüksek bir grup ve bir de bölgenin yerlileri var bu mevsimde buralarda...

Sabah erkenden denize indik, kimsecikler yoktu. Denize atlayıp yüzdük. Sonra mis gibi bir kahvaltı yaptık. Biraz kitap okudum, biraz da bloglar arasında gezindim.




Şimdi, nerelere gitse…

Zaman Yönetimi Üstüne: "Time Is A Choice!"

Resim
"Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır."
Ahmet Hamdi Tanpınar



Uzun sayılabilecek bir bayram tatilinin son saatleri... Yaklaşık dört buçuk gündür herkes tatil, yolculuk, ziyaretler ya da dinlenceler arasında soluklanmaktaydı. Ben de bu bayramı durarak geçirdim. Hiçbir yere gitmedik; İstanbul'da evde, doğada, arkadaşlarla ya da kendi kendimize vakit geçirdik. O kadar iyi geldi ki!

Kalabalığa girmeden, "to-do-list"lere bulanmadan, arada ormana kaçarak yavaşlamak bünyemi ferahlattı resmen. Kitap okudum, film seyrettim, bloglar arasında gezindim. Mis gibi oldu:)

Arada birkaç da TED konuşması seyrettim. Özellikle bir tanesini zihnimde altını çize çize dinledim.

Laura Vanderkam'ın How To Gain Control of Your Free Time başlıklı konuşmasını epeydir unuttuğum bir şeyi hatırlar gibi dinledim.

"Zamanım yok, çok meşgulüm, vakit ayıramıyorum..." gibi hepimizin kurduğu ya da cümlelere karşı çıkıyor Laura Vanderkam. Ve kafama kazınan şeyi söylüyor k…

Bozburun...

Resim
"En küçük bir ses  bile sanki gök gürültüsü...
İçim kıpır kıpır;
Deniz, kıpırtısız...
İçim kıpır kıpır;
Deniz, kıpırtısız..."





Geçen yaz sonu, bir dolu koşturmacanın ardından kendimizi Bozburun'a atmıştık. Bozburun, aklımda dinginliği, bozulmamışlığı ve maviliğiyle yer etti. Yaptığım en huzurlu tatildi sanırım...





"Ölmeden önce, cennete gidenlerin toplandığı yer." demişler, Bozburun için. Gerçekten öyle!

Sakinliği, ferahlığı, bakir koyları ve leziz Ege yemekleriyle kalbimi fethetti. Hani, "Nasıl bir yerde yaşamak istersin?" diye sorsalar, buranın bütün özelliklerini sıralardım sanırım :)
Parmak arası terlikler, saçlarımda tuzlu sular, denizdeki en ufak dalgayı duyabileceğimiz bir sükunet; mavinin her tonu, yeşilin gölgesi, dünyanın en güzel gündoğumlarından biri, enfes bir günbatımı... Bozburun'daki günlerimi bunlar özetliyor, en çok.



Biz, Bozburun'da karadan ulaşımı olmayan, yalnızca tekneyle ulaşılan şahane bir otelde kaldık. Karia Bel' Otel ,…

Güneş Tutulmasının Etkileri: İnansak mı İnanmasak mı?

Resim
Birkaç gündür her yerde güneş tutulmasının etkileri yazıyor. Burçlara göre etkileri, hayatımıza getirecekleri, önlem almamız gerekenler... Bir dolu başlıkta çeşit çeşit yazılar, bir sürü paylaşım. Astrolojiye çok meraklı değilim; ama denk geldikçe biraz bir şeyler okudum. Fala inanma, falsız da kalma, derler ya işte benimki o hesap ;)


Aklımda en yer eden yazıda bu güneş tutulmasıbizi nicedir içinde bulunduğumuz "varlık tutulmasını" fark etmek zorunda bırakacak; bu tutulmayla evren bizi silkeyecek ve kendimize getirecek, diyordu. Hah, dedim, okurken; tam zamanı!

Pazar gecesi, ertesi günkü tutulmadan bahsediyor; olası etkilerini anlatıyordum. Sonuçta okuduklarımdan anladığım birkaç şey var! ;)




Bu güneş tutulmasının etkileri 6 ay sürecekmiş; işte dünden saysan Şubat sonuna kadar falan... Bu süreç değişim, dönüşüm ve yıkıcı yaratıcılık için en uygun dönemmiş. İşimiz, evimiz ve ilişkilerimizde tıkanan noktaları fark edip içimizdeki yaratıcı güçle yeni adımlar atmanın vaktiymiş. Y…

#YazAjandaya Kafa Açıcı Dizi Tavsiyeleri

Resim
Seyahat etmeye, yollara çıkmaya, her boşlukta bir yerlere kaçmaya bayılıyorum! Yolda olmak, yeni yerler keşfetmek, her fırsatta seyahat planlamak güzel; çok güzel, evet. Ama evde olmak da güzel! :)
Evde vakit geçirmeye; miskin miskin takılmaya da ihtiyaç duyuyorum bazen. Böyle zamanlarda kitap, dergi, dizi ve yemek olayına dadanıyorum.

Bu hafta sonu da epey "evde" geçti. Sabahları birer saatlik yürüyüş sonrası evde takıldım. Birikmiş işleri toparladım, bir kitap bitirdim, biraz dergi okudum; bir film, beş bölüm de dizi izledim. Yani bence evde olmanın hakkını verdim! ;)

Son zamanlarda evde vakit geçirebildiğim böylesi zamanlarda birkaç farklı dizi izledim. Başka başka hikayeler arasında gezindi zihnim. Bazılarını özellikle tavsiye ederim;)

The Handmaid's Tale

Bu diziyi izlediğimden beri, hangi ortamda konu dizi, film mevzuna gelse hemen "The Handmaid's Tale 'i seyredin mutlaka!" diyorum. Hatta laf gelmeden tavsiye ettiğim de oluyor:) Yani neredeyse herke…

Taşı-ma!

Resim
İki keşiş bir dere kenarından geçerken genç ve güzel bir kadının akıntıya kapılmış vaziyette çırpındığını görür. Kadınlarla fiziksel temasta bulunmaları yasaktır. Ama keşişlerden biri hemen o anda kendini suya atar, kadını çekip kucaklar, boğulmaktan kurtarır ve karaya çıkarır. Keşişler yollarına devam eder. Ancak diğer keşiş olan bitene o kadar şaşırmıştır ki uzun bir süre ağzını bıçak açmaz. Aradan 1 saat, 2 saat, 3 saat geçer. Nihayet kendini daha fazla tutamayan şaşkın keşiş ”Kadınlara dokunmamızın yasak olduğunu bile bile sen bu genç kadını nasıl kucaklayıp taşırsın!” diye çıkışır arkadaşına. Beriki bir süre duraklar ve cevap verir: ”Dostum, ben kadını çıkarıp karaya bırakalı saatler oldu. Peki ya sen neden hala taşıyorsun?”
Epeyce yoğun ve yorucu günler yaşıyorum bu ara. To-do-list’lerin, yetişemediklerimin, sağdan-soldan zihnime üşüşen beklentilerin ortasında bocalıyorum.
Kafamın içinde bir ses mütemadiyen  “ Bak şu eksik kaldı! Bunu niye böyle yaptın ki? Keşke şöyle deseyd…

Adaçayı...

Resim
Dün akşam evde adaçayı yaktım.
Bir kabın içine koyduğum adaçayı yapraklarını yaktım. Hoş bir koku ve hafiften bir duman yayıldı etrafa. Elimde yanan yapraklarla tüm evi gezdim. Dualar okudum; güzel cümleler kurdum, niyetlerimi dile getirdim, peş peşe…
Neden diye soracak olursanız; evdeki havayı temizlemek, olumlu bir enerji yaymak için. Bir arkadaşım bahsetmişti, sonrasında da üşenmedim, araştırdım; bir sürü kaynakta yer alıyor. Hem spiritual hem de bilimsel dayanakları vardı. Adaçayı yakmak, evdeki enerjiyi yeniliyor; olumlu bir hava yayıyormuş.
Deneyeyim istedimJ
Zira, son birkaç haftadır her gün yeni bir şey çıkıyor, baş etmemiz gereken. Ya evde ya işte ya da eşyalarımızla ilgili yapılması gereken, planda olmayan bir şeyler kapımızı çalıyor!
Kısaca özetlemek gerekirse, bayram tatilinden döndüğümüzde gördük ki bizim arabaya çarpıp kaçmışlar. Ertesi gün Cemal arabayı servise götürmek üzere çıktı; park ettiği bir yerden arabayı çekmişler. Cezasıydı, geri alımıydı uğraştı. Bir gün sonr…

Sıradan Bir Sabah...

Resim
Nasıl da sıradan bir sabah...

Dün gece arkadaşlar vardı, sabaha karşı yattım. Eve ustalar gelecekti - ki geldiler, sabah erken uyandım. Ustalar gitti; uyuyayım biraz daha, dedim. Olmadı. 

Evde dolandım, ortalığı topladım. Çamaşır yıkadım. Kefir mayaladım. Biraz kitap okudum. Birkaç blogda gezindim. Kahve demledim. Bulaşık makinasını boşalttım. Çok şahane bir playlist keşfettim; evin içini müzikle doldurdum! Çamaşırları astım. Instagramda takıldım. Ayıklanacak birkaç parça şeyi çöpe attım.

Şimdi ekran karşısında oturmuş bir yandan kahve içiyor bir yandan bu cümleleri yazıyorum.

Aslında bambaşka bir yazı planlamıştım; seyahatlerden birini anlatacaktım. Fotoğraf seçeyim diye klasörlerin arasında dolanınca zihnim dağıldı.

Sadece şu an'ı düşünmek istedim.

Penceremizin önündeki ceviz ağacı epey yeşerdi. Arkasından azıcık görünen denizi gizliyor artık. Her sabah, pencerenin önünde birkaç dakika durup yeşile bakıyorum; şükrediyorum. O yeşerdikçe içime bir güzellik doluyor, nedense...

Şimdi, yine…

İDA’NIN GÖLGESİNDE : KAZ DAĞLARI GEZİSİ

Resim
Epeydir aklımda ve dilimdeydi; “Kaz Dağları’na gitmek istiyorum!” diyordum. Diyordum ama Kaz Dağları tam nerededir, tek bir dağ mı var, dağa mı çıkıcaz, yaylada mı kalacağız tam bilmiyordum. Ama yıllar evvel, rahmetli Tuncel Kurtiz’in bölgede çektiği programını seyrettiğimden beri hep aklımın bir köşesindeydi.
Benim yolculuklarım hep böyle başlar aslında! Yani bir kitaptan, bir filmden, bir fotoğraftan ya da bir sohbetten payıma bir yer düşer -ülke, şehir, mekan…vs. fark etmez- ; içimden derim ki “Tamam ben buraya gideceğim!” Aradan zaman geçer, yollar geçer, bazen unuturum, bazen aklımdan çıkarmam; ama yol mutlaka oraya varır. Yani en azından şimdiye dek hep öyle oldu. Şükür ki öyle oldu! :)


Yine denk geldi. Kaz Dağları kucak açıp beni çağırdı:) Hem de en güzel mevsiminde, mayıs ayında… Okuldan bir arkadaşımın düğünü Çanakkale’de olunca, oraya kadar gitmişken Kaz Dağları’nı da gezelim dedik; araştırma yaptık, işten izin aldık ve yola koyulduk.


Kaz Dağları
Kaz Dağları, Çanakkale ve Balıke…