Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Adaçayı...

Resim
Dün akşam evde adaçayı yaktım.
Bir kabın içine koyduğum adaçayı yapraklarını yaktım. Hoş bir koku ve hafiften bir duman yayıldı etrafa. Elimde yanan yapraklarla tüm evi gezdim. Dualar okudum; güzel cümleler kurdum, niyetlerimi dile getirdim, peş peşe…
Neden diye soracak olursanız; evdeki havayı temizlemek, olumlu bir enerji yaymak için. Bir arkadaşım bahsetmişti, sonrasında da üşenmedim, araştırdım; bir sürü kaynakta yer alıyor. Hem spiritual hem de bilimsel dayanakları vardı. Adaçayı yakmak, evdeki enerjiyi yeniliyor; olumlu bir hava yayıyormuş.
Deneyeyim istedimJ
Zira, son birkaç haftadır her gün yeni bir şey çıkıyor, baş etmemiz gereken. Ya evde ya işte ya da eşyalarımızla ilgili yapılması gereken, planda olmayan bir şeyler kapımızı çalıyor!
Kısaca özetlemek gerekirse, bayram tatilinden döndüğümüzde gördük ki bizim arabaya çarpıp kaçmışlar. Ertesi gün Cemal arabayı servise götürmek üzere çıktı; park ettiği bir yerden arabayı çekmişler. Cezasıydı, geri alımıydı uğraştı. Bir gün sonr…

Sıradan Bir Sabah...

Resim
Nasıl da sıradan bir sabah...

Dün gece arkadaşlar vardı, sabaha karşı yattım. Eve ustalar gelecekti - ki geldiler, sabah erken uyandım. Ustalar gitti; uyuyayım biraz daha, dedim. Olmadı. 

Evde dolandım, ortalığı topladım. Çamaşır yıkadım. Kefir mayaladım. Biraz kitap okudum. Birkaç blogda gezindim. Kahve demledim. Bulaşık makinasını boşalttım. Çok şahane bir playlist keşfettim; evin içini müzikle doldurdum! Çamaşırları astım. Instagramda takıldım. Ayıklanacak birkaç parça şeyi çöpe attım.

Şimdi ekran karşısında oturmuş bir yandan kahve içiyor bir yandan bu cümleleri yazıyorum.

Aslında bambaşka bir yazı planlamıştım; seyahatlerden birini anlatacaktım. Fotoğraf seçeyim diye klasörlerin arasında dolanınca zihnim dağıldı.

Sadece şu an'ı düşünmek istedim.

Penceremizin önündeki ceviz ağacı epey yeşerdi. Arkasından azıcık görünen denizi gizliyor artık. Her sabah, pencerenin önünde birkaç dakika durup yeşile bakıyorum; şükrediyorum. O yeşerdikçe içime bir güzellik doluyor, nedense...

Şimdi, yine…

İDA’NIN GÖLGESİNDE : KAZ DAĞLARI GEZİSİ

Resim
Epeydir aklımda ve dilimdeydi; “Kaz Dağları’na gitmek istiyorum!” diyordum. Diyordum ama Kaz Dağları tam nerededir, tek bir dağ mı var, dağa mı çıkıcaz, yaylada mı kalacağız tam bilmiyordum. Ama yıllar evvel, rahmetli Tuncel Kurtiz’in bölgede çektiği programını seyrettiğimden beri hep aklımın bir köşesindeydi.
Benim yolculuklarım hep böyle başlar aslında! Yani bir kitaptan, bir filmden, bir fotoğraftan ya da bir sohbetten payıma bir yer düşer -ülke, şehir, mekan…vs. fark etmez- ; içimden derim ki “Tamam ben buraya gideceğim!” Aradan zaman geçer, yollar geçer, bazen unuturum, bazen aklımdan çıkarmam; ama yol mutlaka oraya varır. Yani en azından şimdiye dek hep öyle oldu. Şükür ki öyle oldu! :)


Yine denk geldi. Kaz Dağları kucak açıp beni çağırdı:) Hem de en güzel mevsiminde, mayıs ayında… Okuldan bir arkadaşımın düğünü Çanakkale’de olunca, oraya kadar gitmişken Kaz Dağları’nı da gezelim dedik; araştırma yaptık, işten izin aldık ve yola koyulduk.


Kaz Dağları
Kaz Dağları, Çanakkale ve Balıke…

In Bruges...

Resim
Bruges, Brugge ya da Türkçe okunuşuyla Brüj.  Fransızca, Hollandaca ya da Türkçe; bence hiçbir dil, bu şehrin güzelliğini tek bir sözcükle anlatmaya kâfi değil!
Brugge -ben yazı boyunca bu Hollandaca ismini kullanacağım- , Belçika’da bir kent. Adeta bir masal şehri… İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze bozulmadan kalan ender yerleşim yerlerinden biri… 2000 yılından bu yana Unesco’nun Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Benim seyahat listeme girmesi ise yıllar önce In Bruges filmini seyretmeme dayanıyor. 2008 yapımı, Collin Farrel’lı, güzel bir film; seyretmeyenlere tavsiye ederim. Filmi izlerken, “Bu sokaklarda yürümeliyim!” demiştim. Ortaçağ mimarisi, kanalları ve dokusuyla aklıma kazınmıştı. Nakit ve vakit uygunluğumun eşzamanlı denk gelmesi ise 2016 kışına denk geldi. Nihayet, Brugge sokaklarında yürüdüm!


Brugge’e Nasıl Gidilir?
Biz İstanbul’dan Brüksel’e uçtuk ve oradan trenle Brugge’e geçtik. Bahanesiyle Brüksel’de de birkaç saat geçirmiş olduk. Size de tavsiyem, Brugge öncesi Brüksel…

Nisan...

Resim
Yine Nisan…
Bir yaşım daha geride kalacak birkaç gün sonra…

30 yılı devirmiş; şairin “yolun yarısı” dediği zamana epeyce yaklaşmış olacağım…
Her yaş dönümü, hesaplaşmanın, geriye bakmanın, “ben ne yaptım bunca zaman, neredeyim, peki ya sonrası ne olacak”ların, soruların, cevap aramaların, sorgulamaların vaktidir bende.
Yine, düşünüyorum.
Ne yaptım ben, diye…
30 yaşındayım ve yolun neresindeyim, diye…

Zihnime üşüşen yanıtların kimi ayağıma dolanıyor, kimi içimi şenlendiriyor.
Bir dolu anı, insan, yolculuk, karar, acemilik, düşüş, ışıltı, kayboluş, kutlama, kaybediş, zafer, ümit, düş kırıklığı, mutluluk…
Pek çok şey var heybemde. Her şeyden var, ömrümde…
30 yıl; maviyi ve yeşili ve  siyahı ve griyi ve  her rengin her bir tonunu da içinde taşıyan bir gökkuşağı gibi yer alıyor belleğimde…
Ve önümde yeni bir yaş uzanıyor, henüz rengini kestiremediğim.
Dilerim rengarenk olsun!
Dün bir arkadaşım, (muhtemelen hediye içinJ ) “Söyle bakalım, pembe mi gri mi yoksa renkli mi olsun?” diye sorunca “Renkli olsu…

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...

Pazar sabahı.
İnanılmaz yorgunum.
Kafam taşıyamayacağımı sandığım kadar ağır, boğazımda bir yumru-her nefes alışımda gırtlağımı yakıyor, sesim boğuk boğuk çıkıyor, sanki bütün eklemlerim ayrı ayrı aynı anda sızlıyor… Bedenimi yataktan zar zor kazıyorum.
Böyle sabahlarda kalın, tül bir perdenin ardından seyrediyormuşum gibi geliyor olan biteni. Yapılacak şeyler gözümde büyüyor, büyüyor, büyüyor… Her şey gözümü korkutuyor. Neyi yapacağımı, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Ve sanki yetişemiyormuşum, yetemiyormuşum gibi hissediyorum.
Sonra sosyal medyada geziniyorum. Herkes her şeye nasıl da yetişiyor!
Takip ettiğim kadınlar-ve de adamlar-, çok mutlular, işe gidiyorlar, ailelerine zaman ayırıyorlar, bol bol seyahat ediyorlar, kültürel faaliyetlerden geri durmuyorlar, şık giyiniyorlar, bakımlılar, yeni mekanları takip ediyorlar, sağlam alışveriş yapıyorlar, yazıyor-çiziyor-okuyorlar, spora zaman ayırıyorlar, stillerinden ödün vermiyorlar, bazıları çocuk sahibi, evleri dekorasyon dergilerinden…

Less is More...

Resim
Son zamanlarda en çok kafa yorduğum şey azal(t)mak.
Aslında çok önceden beri aklımı kemiren, içimde dolanan bir şeydi. Vazgeçmek üstüne yazmıştım hatta; çoktaan geçmiş bir yılın hedefleri arasına almıştım, geçenlerde de dert yanmıştım. Bazen düşündüğümü, hissettiğimi yaptım; kimi zaman aklımdan geçenlerin gerisinde kaldım. Ama hep farkındaydım!
Sürekli daha fazlası peşinde koşarken yoruluyorum. Soluksuz kalıyorum bazen. Daha iyisi, daha yenisi, daha çok para, daha çok eşya, onu da alayım, şuna da sahip olayım, bu da benim olsun, evim-arabam-arsam olsun, şu markadan alayım, yenisini ilk ben kapayım, aman bundan da eksik kalmayayım… gibi bir dolu şey arasında ezildiğimi hissediyor(d)um ara ara. Hem kendimde hem de etrafımda çokça görüyorum bu şeyi.
Sanki hepimiz sanal bir gerçeklik içinde ordan oraya savruluyoruz. Bir bilgisayar oyunun ya da ne bileyim büyük bir deney laboratuarının içindeymişiz gibi geliyor bazen.
Durmak, ne yaptığımı hatırlamak; nerede olduğumu ve nereye gittiğimi anımsam…

Kıymetli Şeylerin Tanzimi...

Resim
En sevdiğim şeylerin başında kitapçı gezmek geliyor. Bazen doğrudan aradığım kitabı bulmak için giriyorum bir kitabevinden içeri; bazen sırf içeride dolaşmak için. Kimi zaman elimde bir alınacaklar listesi oluyor, kimi zaman amaçsızca bakınıyorum raflara… Ne için, nasıl girmiş olursam olayım kapıdan içeri, muhakkak birkaç raf arası geziniyorum. Yeni çıkanlara, çok satanlara, arkada kalanlara… Rastgele bakıyorum kitaplara. Sayfalarını karıştırıyorum, arka kapaklarını okuyorum, yazar adlarını google’lıyorum. Ve en çok, daha evvel hiç okumadığım, bazen adını bile duymadığım yazarları keşfetmeyi seviyorum :)
Geçenlerde bir Cumartesi günü epeyce iş halletmiş, alışveriş yapmış eve dönerken; mahallemizin en sevdiğim-ve tek:)- kitapçısına girdim. Bir alınacaklar listem yoktu; rastgele dolaştım boydan boya raflar arasında. Türk Edebiyatı bölümünün önünde epeyce zaman harcadım. Bir sürü kitap karıştırdım. Ve Kıymetli Şeylerin Tanzimi’ni elime aldım. Yazarının adına daha önce hiç denk gelmemiştim…