Kayıtlar

Ekim, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Âh... Rüya...

'Sanman ki taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik
Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik.'

Kahverengi ve sarı tonları hakim etrafa. Kocaman bir odadayım, duvarları ve sınırları seçemiyorum. Nerede olduğumu bilmiyorum ama içimde inanılmaz bir huzur var. Üzerimde uzun bir elbise, saçlarım uzun, dalga dalga; yerde oturuyorum. Karşımda bugün türbesinde dua ettiğim o zat oturuyor. Yüzü yok. Ama bana baktığını biliyorum. Anlatmaya geldim diyorum. Konuşuyorum durmadan, içimde ne varsa anlatıyorum hiç durmadan. Beni nasıl kırdığını, canımın nasıl yandığını, şimdi nasıl soluksuz kaldığımı... Sakin ama aralıksız çıkıyor sözcükler ağzımdan, sanki yıllarca anlatıyorum. Dinliyor beni sessizce.... Bir nefes alıyorum, ah ediyorum... Karşımdaki o güzel yürekli adamın eşi geliyor yanıma ‘Beddua etme kızım’ diyor, ‘Kalbin kirlenir!’ Gülümsüyor bana. Ağlıyorum, içim sökülürcesine... Saçlarımı okşuyor...

Ağlayarak uyandım. Gözümden süzülen yaşın tuzlu tadı dudaklarımda, kalkamadım bir süre yatağımdan…

Van...

Güzel şeylerden bahsetmek istiyordum oysa…

İzlediğim oyundan ilk olarak. İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Kırmızı’dan. Ve şahane bir Woody Allen filminden, Midnight in Paris’ten. Ve sanattan, tutkudan, aşktan…

Oysa bıçak gibi kesiliyor cümlelerimiz ölümle, zulümle ve felaketle...

Van’daki deprem, yitirdiklerimiz, yıkılan evler… Sevdiklerini kaybedenler, evsiz kalanlar, soğukta çaresiz bekleyenler… Fotoğraflar, haberler… İnsanın içinde bir yeri fena titretiyor.

‘Ne yapmalı?’ diyorsun bu çaresizlik karşısında, ‘Hangi ucundan tutmalı acının?’


Sosyal medyada inanılmaz bir seferberlik başladı, pek çok gazeteci bölgeye gitti, anbean durumu ve ihtiyaçları bildiriyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden öğrenci Yakup Kıyanç ve ünlü gazeteci Ahmed Tezcan öncülüğünde, valiliklerle birlikte ‘Evim Evindir Van Kampanyası’ başlatıldı. Evsiz kalanlara kapı açan, zorda kalanı kucaklayan bir kültürden geldiğimizi anımsatan adımlar atıldı.
Pek çok sivil toplum kuruluşu, kamu kurumu ve belediye tarafınd…

Kısa Kısa...

*Pek çok şeyi ‘Yazmalıyım bunu!’ diye attım cebime ama işte hayat telaşı, koşturmaca derken hep erteledim. Dağıldı zihnim, unuttum, atladım. Yaşadığımla kaldım.
Belki öylesi en makbuldür, kim bilir… Yine de iz bırakmak istiyor işte insan…

*Fikret Kızılok, Attila İlhan, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve daha nicesi… Sonbaharda bizi bırakıp gidenler… İyiki bu dünyadan geçmiş dedirtenler…‘Çoğalmak neyse ne, azalmak zor!’ demiş ya şair…

*Bienal’den söz edecektim. 12.İstanbul Bienali. 13 Kasım’a kadar devam ediyor. İstanbul Modern’e mutlaka gidilmeli derim:) Antrepo 3 ve Antrepo 5 için birer gün ayırıp rahatça gezmek gerekiyor ama. Sonra Arter’deki Kutluğ Ataman sergisi; yalın ve çarpıcı! Ve bence en gezilesi, Salt Beyoğlu’ndaki çalışmalar. İstanbul’a dair belge, video, kompozisyon… İstanbul’un farklı yüzlerini başka başka gözlerden görmek isteyenler kaçırmasın:)

*Ege’nin insana iyi gelen bir yanı var. Ruhu doyuruyor sanki, dinlendiriyor… Ekimin ilk hafta sonu Eski Foça’ya gittim, çok sevdiğim iki arka…