Less is More...



Son zamanlarda en çok kafa yorduğum şey azal(t)mak.

Aslında çok önceden beri aklımı kemiren, içimde dolanan bir şeydi. Vazgeçmek üstüne yazmıştım hatta; çoktaan geçmiş bir yılın hedefleri arasına almıştım, geçenlerde de dert yanmıştım. Bazen düşündüğümü, hissettiğimi yaptım; kimi zaman aklımdan geçenlerin gerisinde kaldım. Ama hep farkındaydım!

Sürekli daha fazlası peşinde koşarken yoruluyorum. Soluksuz kalıyorum bazen. Daha iyisi, daha yenisi, daha çok para, daha çok eşya, onu da alayım, şuna da sahip olayım, bu da benim olsun, evim-arabam-arsam olsun, şu markadan alayım, yenisini ilk ben kapayım, aman bundan da eksik kalmayayım… gibi bir dolu şey arasında ezildiğimi hissediyor(d)um ara ara. Hem kendimde hem de etrafımda çokça görüyorum bu şeyi.

Sanki hepimiz sanal bir gerçeklik içinde ordan oraya savruluyoruz. Bir bilgisayar oyunun ya da ne bileyim büyük bir deney laboratuarının içindeymişiz gibi geliyor bazen.

Durmak, ne yaptığımı hatırlamak; nerede olduğumu ve nereye gittiğimi anımsamaya ihtiyaç duyuyorum böyle zamanlarda. Duruyorum, kararlar alıyorum, yola yeni adımlarla devam ediyorum. Bazen şahane ilerliyorum, bazen tökezliyorum. Ama gidiyorum!

Varışa değil yol alışa inanıyorum ben…. 

Ve ara ara yolun neresindeyim diye bakıyorum da…




En çok tüketim kültürü ve satın-alma davranışlarımız üstüne okuyorum.

Daha evvel de yazmıştım; ekonominin okulunu okumuş biri olarak para hesabı yapmayı, kenara iki-üç kuruş atmayı hiç beceremedim. Babam bu halimi “bizim kız bayat para sevmez!” diye özetliyor; annem ise “senin çaya-kahveye saçtığın paralarla el alem çocuk okutuyor!” diyor. 

Ben de sürekli “Kazandığım para nereye gidiyor yahu!” diyordum. İstediğim birikimi yapamamak, her ay ödediğim yüklü kredi kartı ekstreleri, doyumsuzluk hissi derken paramı nereye harcadığımı göreyim istedim.



Yaklaşık 1,5 aydır harcadığım her kuruşu bir excel dosyasına kaydediyorum! Aldığım ürün-hizmet, ödeme yöntemimin (kredi kartı mı nakit mi), marka-mekan, tutar, tarih, ufak notlar… Her şeyi yazıyorum.  İlk ayın sonunda bir analiz de yaptım. Harcamalarımın yüzde kaçı kredi kartıyla, tüm kategorilerdeki harcama yüzdelerim, sabit giderlerim… Her şeyi öyle apaçık görmek inanılmaz bir deneyim oldu! Neye ne kadar harcamışım, neleri azaltabilirim, ne kadar tasarruf edebilirim gibi bir çok nokta aydınlandı kafamda. Kendime ekonomik bir rota çizmemde inanılmaz bir rol oynadı bu bütçe dosyası.

Bir de işin psikolojik boyutu var. Şöyle ki yazacağını bile bile bazı şeyleri alamıyorsun! İster istemez daha az harcıyorsun; tam bir şey alacakken, yahu bu dosyada onu görmeye gerek var mı diyorsun. Bir duruyor, düşünüyor, daha mantıklı karar veriyorsun. Yani en azından bende böyle bir etkisi oldu :)

Şu süreçte en çok etkilendiğim şeylerden biri de Uruguay eski devlet başkanı Jose Mujìca'nın kısacık şu konuşması oldu:




"Bir şey satın aldığımda ya da siz satın aldığınızda, ödemeyi parayla yapmıyoruz. Ödemeyi, yaşamımızdan para kazanmak için harcadığımız zamanla yapıyoruz."

Bu cümle o kadar kafamı açtı ki!

Kendi kendime küçük egzersizler yapıyorum. Ortalama aylık gelirim ve çalışma saatimi kullanarak saat ücretimi hesapladım. Herhangi bir şey satın almak istediğimde, o şey için kaç saat çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Şu t-shirt için 4 saat ofiste çalışmak ister miyim, diye soruyorum kendime. Sırf ben gittim diyebilmek için yeni açılan bir mekanda yemek için 5 saat bilgisayar başında oturur muyum, dolabımda 22. olacak siyah elbise için 8 saat saçma şeylerle uğraşmaya değer mi, ben bunu gerçekten istiyor muyum diye düşünüyorum. Şu ana kadar, sorduğum sorulara dürüstçe yanıt verdim ve bir iştahla almak istediğim şeylerin neredeyse hiçbirini almadım! 1,5 aydaki tek giyim harcamam 8 liralık bir çorap alışverişi desem, sanırım kendimi daha iyi anlatabilirim:)

Bu süreçte tabi ki bazen zorlanıyorum, sıkılıyorum, deli miyim ben yahu diyorum. Ama yine de devam ediyorum. Düşünmekten, okumaktan, kendimi ve alışkanlıklarımı sorgulamaktan vazgeçmiyorum.

Çünkü, iyi hissediyorum!

Almadıkça, azalttıkça, farkında olarak alışveriş yaptıkça, tüketim eğilimimin duygusal zeminini yokladıkça kendimle ilgili daha çok şey fark ediyorum. Ve bu bana müthiş iyi geliyor :)

En azından şu an hissettiklerim bunlar... Bundan sonrası ne olur, ne yaparım, nasıl değişirim; hiç bilmiyorum. Sadece sezgilerimle, merak ettiklerimi deniyorum. Kendimi zorluyorum. Kendimi tanımaya, hayatımı anlamaya çalışıyorum.


Ve sanırım, gerçekten, az olanın çok olduğuna inanıyorum.

Yani, en klişe ve İngilizce tabiriyle "less is more" hocam ;)


Yorumlar

  1. Oooo!

    Çok başarılı!

    Ben de tüm paramı gezmeye harcadım. 40 yaşımda ev aldım. Kredi bitsin diye de dört gözle bekliyorum.

    1,5 ayda 8tl çok başarılı. İmrendim.
    Kesinlikle less is more! ve Sade kitabını öneriyorum kıyafet konusunda. Kitabın yazarlarından biri de şu adreste:
    japonkedi.com :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. japonkedi'nin sıkı takipçisiyim:) Sade'yi de okumuştum, teşekkür ederim.
      Tüm borçlar, krediler tez vakitte ve ferahlıkla bitsin inşallah! :)

      Ben o 8TLnin acısını bu ay birazcık çıkardım ama "prim aldım yahu" deyip kendimi rahatlatıyorum;)

      Sil
  2. Magazada görüp beğendiğim bir şeyi o anda almıyorum( daha önce böyle bir şeye ihtiyacım oldugunu tespit edip de almaya gitmediysem). Bir gün "soğuma süresi" veriorum."gerçekten" ihtiyacim var mı? Diye soruyorum. Cevabim evetse, Ertesi gün beğendiğim şeyi tekrar o mağazaya gidip alma zahmetine katlanacak kadar istiyorsam alıyorum. Bu yöntemle pek çok şeyin aslında "ihtiyaç"olmadığını fark ediyorsunuz. zaten ihtiyaçlar sonsuzdur; biliyorsunuz.sınırı bizim koymamIZ lazım. Bir gün giyerim diye begenip de aldigim ve son bir yıldır giymedigim/kullanmadigim herseyi birilerine verdim. Üç kisilik bir aileyiz. Yazlık kışlık dahil tüm giysilerimiz aksesuarlar kravat gömlek, çocuğun her türlü eşyası dahil 6 kapılı bir gardroba sigiyor. Süper! Yerine göre giymek, yemek icmek lazim elbet tümden bohem hayat da yasanmaz ama gereksiz tüketime harcayacagim parayi kaliteli ürünler yeme içmeye ve gezmeye dünyayı görmeye harcamak bana çok çok daha makul görünüyor.hayat kısa..sevgiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...

In Bruges...