Kıymetli Şeylerin Tanzimi...



En sevdiğim şeylerin başında kitapçı gezmek geliyor. Bazen doğrudan aradığım kitabı bulmak için giriyorum bir kitabevinden içeri; bazen sırf içeride dolaşmak için. Kimi zaman elimde bir alınacaklar listesi oluyor, kimi zaman amaçsızca bakınıyorum raflara… Ne için, nasıl girmiş olursam olayım kapıdan içeri, muhakkak birkaç raf arası geziniyorum. Yeni çıkanlara, çok satanlara, arkada kalanlara… Rastgele bakıyorum kitaplara. Sayfalarını karıştırıyorum, arka kapaklarını okuyorum, yazar adlarını google’lıyorum. Ve en çok, daha evvel hiç okumadığım, bazen adını bile duymadığım yazarları keşfetmeyi seviyorum :)

Geçenlerde bir Cumartesi günü epeyce iş halletmiş, alışveriş yapmış eve dönerken; mahallemizin en sevdiğim-ve tek:)- kitapçısına girdim. Bir alınacaklar listem yoktu; rastgele dolaştım boydan boya raflar arasında. Türk Edebiyatı bölümünün önünde epeyce zaman harcadım. Bir sürü kitap karıştırdım. Ve Kıymetli Şeylerin Tanzimi’ni elime aldım. Yazarının adına daha önce hiç denk gelmemiştim, kitabın ismini duymamıştım ama yalnızca sezgilerime güvenerek kitabı alıp çantama attım.



Kıymetli Şeylerin Tanzimi için bir aile romanı denebilir sanırım. Mahallemizde yaşayan , hadi bilemedin en fazla birkaç durak ötemizde oturan insanların hikayesini anlatıyor. Anneler, babalar, evlilikler, toplumsal roller, önyargılar, direnişler, değişimler, takılı kalışlar, muhafaza etme çabaları, beklentiler, hayal kırıklıkları, inançlar… Ailesinin birkaç kuşağını bir arada görebilenler için çok tanıdık şeyleri anlatıyor… Hikaye, alabildiğine gerçek; alabildiğine doğal.

Kitabın şaşırtıcı yanı ise, üslubu; böylesi olağan şeyleri oldukça kendine has, derinlikli, akıcı bir biçimde ele alıyor oluşu. Bu, elbette yazarın başarısı.



Yazar, Sezen Ünlüönen, bir ilk kitap için oldukça güçlü bir metin yaratmış. Birden fazla bakış açışıyla, ancak tek bir anlatıcıyla kurmuş hikayeyi. Ailenin ve karakterlerin öyküsü, bir prizma gibi ortada duruyor da ışık nereden vurursa farklı bir renk yansıtıyor gibi… Yani nereden, nasıl bir gözle okunursa kendini o denli farklı açabilecek bir hikaye var. Ki bu, oldukça değerli bir şey bence.

Kitabı okurken pek çok bölümün altını çizmek istedim. Bazılarının da üstüne konuşmak istedim. Okurken yazarıyla sohbet etme isteği uyandıran kitaplardan, Kıymetli Şeylerin Tanzimi.

Küçük bir araştırma yapıp-ki kapakta da yazıyormuş zaten:)- yazarın 1987 doğumlu olduğunu öğrenince imrenme, takdir, hayranlık karışımı bir duyguyla devam ettim okumaya.
Bir solukta, derler ya hani… Ben olabildiğince soluklanarak, tadını çıkararak iki gün dolaştım sayfaların arasında. Ada dönüşü, vapurda bitirdim hikayeyi.



Gülendam’ı, Sevim’i, Demir’i, Ezgi’yi, Melahatlar’ı, Nermin Hanım’ı, Fikret Bey’i… Hepsini çok sevdim.

Kitap bittiğinde, kalabalık bir aile buluşmasında tüm gece orada oturmuş ama kimseye görünmemiş uzak bir akraba gibi hissettim kendimi. Tüm karakterler, herkes hem biraz tanıdıktı, hem de tanıdıklarıma bakmadığım bir gözle ele alınmışlardı.

Epeydir bir kitap üstüne yazı yazmamıştım. İstedim ki okuyunca hissettiklerimi paylaşayım…

Herkesin her kitaptan, her hikayeden aldığı bambaşka oluyor. Ben Kıymetli Şeylerin Tanzimi’nden payıma düşeni aldım… Sezen Ünlüönen’in yeni kitabını beklemeye başladım ;)







Yorumlar

  1. Bu yazarın hiç kitabını okumadım.Yazını okuduktan sonra oldukça merak ettim belki aynı kitapla bir başlangıç yaparım. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Güneş Tutulmasının Etkileri: İnansak mı İnanmasak mı?

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...