Hey Gidi Karadeniz....

Karadeniz… 

Memleketim, toprağım, asi yanım… 

İnatçılığım, hırçınlığım ve muhabbetli yanım… 


Sis dağı yaylası... Bu bir önceki memleket gezisinden...

Karadeniz kızıyım ben. Samsun’da doğdum; Of’ta, Havza’da, Perşembe’de yaşadım, bir dolu şehir gezdim, gittim Giresunlu bir adamla evlendim.

Yalan yok, çocukken köyü, kasabayı hiç sevmezdim. Annem kardeşimle köye giderken ben babaannemin şehirdeki evinde kalmak için kırk takla atardım. Konforsuz, huzursuz gelirdi o zaman köy hayatı. Mecbur kalmadıkça köye pek uğramazdım.
Sonra ne olduysa, özellikle de son iki yılda, inanılmaz bir doğa özlemi çekmeye başladım! Tam şu an mesela, nasıl da alıp başımı bir dağ başına kaçasım var anlatamam… Yeşile hasret çekiyor içimin bir yarısı. Her tatilde, her fırsatta ormana, ağaca, toprağa koşasım geliyor. 
Şehir hayatından mı sıkıldım; trafikten, işten, stresten mi, her şeyin sahtesinden mi bilmem ama yeşili, doğal olanı, sade hayatı ve köyü özlüyorum en çok!

Vallahi.

Birkaç yıl önce şu halimi anlatsalar; “Yok yahu! Köy falan sevmem ben.” derdim. İçimden çıkan bu “bağ bahçe sever kadın”a ben bile şaşırıyorum :)

Kasım ayıydı galiba doğa sever arkadaşlar bizdeyken konu topraktan, tarımdan, birşeyler üretmekten açıldı. Arkadaşlar bir permakültür atölyesine katılmışlar; arazi mi alsak diye düşünüyorlarmış. Cemal, köyünü anlatmaya, bizim oralardan örnekler vermeye başladı. Derken, “Köy çok güzel; yeşili başka güzel, kışın karda ayrı güzel.” noktasına geldik:) Aralık’ta bir hafta sonu gidelim deyip uçak bileti baktık, whatsapp gruplarında da yazıştık. Öyle miydi böyle miydi derken hadi diyen arkadaşlarla madem pazartesi de tatil diyerek yılbaşı vaktine uçak biletlerimizi aldık:)

Yeni yıla Karadeniz’de bir köy evinde girmek fikri kulağa değişik geliyor, farkındayım:)



İnsan bir köy evinde neler yapar?


Valla milyon tane şey yapılabilir aslında, düşününce. Biz ne yaptık, ben onu anlatayım.


Köyde bir cumartesi gecesi aktivitesi: sobada kestane pişirmek:)


Soba yaktık; sobada ekmek kızarttık, kestane pişirdik, patates közledik. Bahçede dolaşıp dalından mandalina yedik. Tohuma, fidana basmayalım diye dikkat kesildik. Birbirimize tanıyabildiğimiz otların, ağaçların adını söyledik. Semaverde çay demledik. Bahçede kahvaltı yaptık. Balkonda oturduk. Bulaşık-çok bulaşık:)- yıkadık; elimizde çamaşır yıkadık, soba için çatıdan odun taşıdık, mangal yakalım diye çalı çırpı topladık.Bol bol sohbet ettik. Birbirimizi dinledik, ilgi alanlarımızdan ve kafa yorduklarımızdan bahsettik, birbirimize yardım ettik- yürürken, birşeyler taşırken, herhangi birşey yaparken- hep destekledik bir diğerimizi, konuştuk, yedik içtik eğlendik… 

Yılın son günü, 31 Aralık 2017; köyde, bahçede kahvaltı ettik! :)

O sofradaki turşu kavurmasını ben yaptım; hayatımda ilk kez! 3 günde yarım bidon turşu kavurması yedik:)




O kadar güzel geçti ki köydeki üç gün… Şahane anılarla döndüm köyden şehre!

Şimdi oturmuş, o üç günde çektiğimiz bir dolu fotoğrafa bakıyorum. Neden bu kadar güzeldi, niye bu kadar iyi hissettim ki ben, diye düşünüyorum…

Doğanın ritmine ayak uydurabilmek muhteşem bir şey çünkü! Yani, güneş doğduğunda uyanmak, hava açtığında kendini bağa bahçeye atmak, acıkınca yemek yemek, hava kararınca evine, içine çekilmek, ciğerlerini temiz havayla doldurabilmek ve gözlerini yeşilin tonlarıyla boyayabilmek… Enfes şeyler!




Şehirdeki bu seçtiğimiz hayatlarımızda doğanın ritmiyle hiçbir alakamız olmadan yaşıyoruz. Hava aydınlanmadan, karanlıkta yollara düşüyoruz; biyolojik saatlerimizi ve bedenimizin ihtiyaçlarını umursamadan aynı, belirli, mecburi saatlerde yemek yiyoruz, her şeyin en katkılısını tüketiyoruz, egzoz dumanına boğulmuş sokaklarda ya da tozlu ve camı açılmayan ofislerde vakit geçiriyoruz. Birbirimize el vermek şöyle dursun, çoğu zaman birbirimizin altını oyuyoruz. Yani, belki her gün, her an olmasa da değiyor işte hayatlarımız bunlara… Bir yerinden bulaşıyoruz elbet hayatın karmaşasına ve hapsoluyoruz çoğu zaman şehrin mekanikliğine…

Sanırım, köy, bu yüzden çok iyi geldi bana! Özlediğim ve ihtiyaç duyduğum bir şeyleri hissettirdi, tekrar. Doğal olanın, sade olanın, emek verilenin kıymetini ve paylaşılan şeylerin güzelliğini anımsattı; bir kez daha.

Elbette, bu şahane deneyimde yol arkadaşlarımın payı büyük. Karadeniz çok güzel, evet. Ama dünyanın en güzel yeri, sevdiğiniz insanlar yanınızdaysa dünyanın en güzel yeri olabiliyor sonuçta! :)



Diyeceğim o ki, 2018 dilerim doğanın ritmiyle uyum sağlayabildiğimiz bir yıl olur hepimiz için! En çok kendimizi; bedenimizi, zihniminizi, içimizdeki sesi dinleyebildiğimiz vakitlerimiz olsun. Ve elbette sevdiklerimizle paylaşabilelim sağlıklı ve huzurlu zamanlarımızı. 


Ha bir de, gidecek bir köyümüz varsa, uzak bir şehirde ya da içimizde; çorak bırakmayalım o toprakları ! ;)

Yorumlar

  1. Nasıl güzel cümleler, nasıl güzel yorumlar bunlar, yüreğine sağlık...
    Şu cümlene de aşık oldum gene: Ha bir de, gidecek bir köyümüz varsa, uzak bir şehirde ya da içimizde; çorak bırakmayalım o toprakları ! ;)

    sevgiler,

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Güneş Tutulmasının Etkileri: İnansak mı İnanmasak mı?

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...