Pazar...

Pazar akşamı...

Bir bardak çay koydum kendime; çamaşır makinasının ve ocakta fokurdayan çaydanlığın sesleri arasında, bilgisayar başına geçtim.

Geçmişin pazar akşamlarını düşündüm. Banyo yapılır, ütü masası açılır, ev toparlanır... Çamaşırlar, yemekler, ödevler.... Herkes bir şeye hazırlanırdı, pazar akşamları.

Pazartesi, hazırlıklı olunması gereken, hem saygı duyulan hem de hafiften korkulan bir misafir gibi gelecekti sanki... Öylesi çocuksu, öylesi sahici bir telaşla çekilirdik evlerimize...

Şimdi de evdeyim. Masamın üstünde çiçekler, bir bardak çay ve bilgisayar; kendimi hazırlamaya çalışıyorum, gelecek olana.

On gun kadar önce bir ameliyat oldum. Çok mühim bir şey değil.
Yine de ameliyat işte. Hastane kokusu, hastane uykusu, serumlar, ağrı kesiciler derken... Bir süredir evdeydim. Uyudum, dinlendim, minimum hareketle ve neredeyse hep evde bir zaman geçirdim. Epeydir evde bu kadar vakit geçirmemiştim. Çok iyi geldi bünyeme!

Uzaktan baktım hayatıma. Durdum, düşündüm, soluklandım.

Yahu, dedim, ne yapıyoruz biz böyle.

Soluksuz, telaşla, durmadan nasıl da koşturuyoruz oradan oraya... Hep yapılacaklar-yetiştirilecekler-olmazsa olmazlar arasında nasıl da savruluyoruz... Çok önemli, öncelikli, acil işler arasında ömrümüzü nasıl da hunharca harcıyoruz. Sakin sabahları, neşeli gün ortalarını ya da tablo gibi akşamüstlerini kaçırıyoruz çoğu zaman.

Evdeydim. Durdum. Düşündüm.

Pencereden dünyayı seyrettim. Sabah camımızı gagalayan kuşları, gün ortası karşı apartmanda halı silkeleyen komşuyu, akşam üstü yemek yetiştirme telaşına düşen karşı penceredeki kadını, mahallenin kedilerinin vakitlerini, sokağın seslerini, kendi içimi... Seyrettim ve dinledim, olup biteni.

Günler uzun; ömür kısa, göründü gözüme.

Sorular sordum, kendime. Cevaplar aradım, halime.

Pazar, oldu. Birikmiş çamaşırları yıkayayım dedim. Çay demledim. Yazdım.

Hazırım.

Pazartesi'ye.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

VAZGEÇMEK ya da VAZGEÇMEMEK...

İlk Yoga Deneyimim