20 Kasım 2009 Cuma

SULUBOYA ( Watercolor)- Türkiye'nin İlk Dijital Filmi

Dün gece Astoria Alışveriş Merkezi'nde Watercolor(Suluboya) filmini izledim. İlk olarak geçtiğimiz hafta Müjdat Gezen'le bir söyleşiye katılmış ve usta oyuncunun büyük bir övgüyle bahsettiği filmi merak etmeye başlamıştım. Gezen mutlaka izleyin diyordu. Ardından film hakkında yazılanlar merakımı daha arttırdı ve koşturmacayla geçen bir günün sonunda, en çok istediğim şey biraz olsun uyumakken arkadaşlarımın 'Bayram falan derken vizyondan kalkacak film. Hadi kalkın bu gece gidelim.' teklifine hayır diyemedim.İyiki de diyememişim:)

Bir Cihat Hazardağlı filmi Suluboya. Kadrosunu okuyunca 'Ne yapmış bu adam yahu' tepkisi vermemek mümkün değil:)

Haluk Bilginer, Savaş Dinçel,Selçuk Yöntem,Altan Erkekli,Serra Yılmaz,Cansel Elçin,Metin Uca gibi isimler birarada. Tuba Ünsal, Mirkelam ve Tamer Karadağlı da var kadroda.

Film bir aşk ve sanat hikayesi anlatıyor esasında.Resme çok yetenekli olan 12 yaşındaki Marco ’nun hayalleri, babasının onu bir gün üç sokak ressamı ile tanıştırmasıyla değişiyor. Marco, ressamların birlikte büyüttüğü 18 yaşındaki resim öğretmeni Lorella ’ya aşık oluyor.Lorella ise suluboya resmi küçümseyen bir sanat koleksiyoncusunun aşkına kaptırıyor kendini. Marco dageleceğin en büyük suluboya koleksiyoncusu olmak için bulduklarını biriktirmeye başlıyor.

İlk 5-10 dakikasında değişik gelen,yabancı kaldığınız film yavaş yavaş içine alıyor o renkli ve keyifli dünyasına dahil ediyor insanı. Cihat Hazardağlı inanılmaz bir emek harcamış ve evrensel boyutta bir iş çıkarmış.

Film üzerine tartışılabilecek tek nokta ingilizce olması. Acaba Türkçe olsa daha mı iyi olurdu diye düşünmeden edemedim. En nihayetinde tüm kadro Türk ve zaman zaman aksanlar 'ya Türkçe konuşsa daha mı güzel olurdu acaba?' dedirtiyordu.

Ancak bunun uluslarası alanda da ilgi çekmesi için yapıldığını düşünüyor, yönetmeni ve ekibi tebrik ediyorum:)

Konusunun ve dilinin de ötesinde film için gösterilmiş özen, harcanmış emek çarpıyor insanı:)
Bütün sahneler -sanırım daha evvel uygulanmamış bir teknikle- resmedilmiş ve film haline getirilmiş. Bir animasyon filmi değil. Renk ziyafeti.

Ve bence muhteşem bir sanat eseri:)

Fazıl Say'ın da müziklerini yaptığı filmi bence mutlaka izleyin. Kaçırmayın:)

1 yorum:

  1. Filmin İngilizce olması uluslararasını bırak galaksiler arası bir film bile olsa tartışılmalı. Sanırım bir tek bizde var farklı bir dille film çekme merakı.

    iki örnek vereceğim bunun için;

    birincisi Le fabuleux destin d'Amélie Poulain

    ikincisi ise La vita è bella.

    Başarı sizin dilinize bakmaz, sanatınıza bakar. Şahsen ben eğer bir film İtalyanlar arasında geçiyorsa İtalyanca, Türkler arasında geçiyorsa Türkçe olmasını tercih ederim. Bir kültürü yansıtıyorsanız o dille yansıtmalısınız.

    Demem o ki evet bu film bir yabancı dille çekilecekti ise o dil İtalyanca olmalıydı.

    YanıtlaSil