Bursa'da Zaman...


Bursa’da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar…
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarîlerin en ilâhisi.

Diye başlar Tanpınar’ın Bursa’da Zaman şiiri...

Bursa... Tanpınar’ın Beş Şehir’inden biri. Benim bu zamana dek uzun yolculuklarda kısa molalar vermekten öteye geçemediğim şehir... Nihayet şeytanın bacağını kırdım ve geçtiğimiz Pazar günü, Bursa’ya kaçtım:)

Sabah 7’de Kabataş İdo İskelesi’nde başlayan yolculuk için erkenden , gün daha ağarmadan sokaklara çıkınca ve saba makamının huzuru sararken içimi anlamıştım aslında bu kısa gezinin bana iyi geleceğini:)

Güzelyalı’da feribottan inince zeytin ağaçlarıyla kaplı yollardan geçtik ve ilk durağımız Cumalıkızık köyüne vardık. 700 yıllık bir köy, 7 kızık beyinin kurduğu köylerden biri ve Cuma namazları bu köyün camiisinde kılındığı için adı Cumalıkızık imiş... Eski evler ve tarihi dokusu korunmuş. Taş sokakları, güzel insanları ve toprak kokusuyla İstanbul’dan kaçıp gidilecek en güzel yerlerden biri sanırım:) Köyde biraz yürüyüş yaptıktan sonra kahvaltıya gittik Taş Ev’e, zaten hemen hemen her evde kahvaltı servis ediliyor:) Enfes bir kahvaltı yaptık; ki ayva reçelinin tadı hala damağımda:) -Taş Ev’i servis açısından pek tavsiye etmiyorum bu arada, bir daha gidersem Mavi Boncuk’a uğrayacağım:)-

12’e doğru, çılgın şehirli kalabalığı köye akın ederken biz Bursa’ya doğru yola çıkmıştıkJ Köyün sakinliğini ve güzelliğini hissetmek için mutlaka sabah erken gidin ve kalabalık akınına kalmadan orayı terkedin derim...

Ve Bursa... Evliyalar, türbeler, camiler şehri... Her yanda kutsal bir kapı... Hanlar, taş sokaklar ve görkemli yapılar... Unutma, diyor sanki şehir... Koskoca bir cihan devleti hüküm sürdü bu topraklarda, unutma...

Yeşil Türbe oldu ilk ziyaret ettiğimiz yer. Ardından Emir Sultan Camii ve Orhan Gazi ve Osman Gazi’nin Türbeleri... Saltanat kapısı, Tophane.... Ve hanlar, özellikle Kozahan; aklımı başımdan alan ipek şallar, örtüler:)

Ve Ulu Camî... Hicaz makamı ile soluklandık bir köşesinde... Heybetinde insana acizliğini anımsatan ve şükretmeye, dua etmeye çağıran bir hava var sanki... Öyle başka, öyle güzel...

Sonra bir tepeden baktık Bursa’ya... Kocaman bir şehir... Heybetli, etkileyici ve güçlü...
İşte o tepenin bir yanında Zeyniler Köyü vardı... Hani Reşat Nuri’nin muazzam eseri Çalıkuşu’ndaki Feride öğretmenin gittiği köy... Orayı görmek Bursa gezinin en güzel sürprizi oldu benim için:)

Ve dönüş yolunda durağımız Mudanya oldu... Konaklar, eski evler ve yine taş sokaklar arasında yürüyüş yaptık. Deniz kenarında salaş bir balıkçıda yemek yedik... Akşam çöktü; karşımda deniz ve lodos eserken usuldan yine Tanpınar dizeleri düştü aklıma...

Bursa, bir Tanpınar şiiri gibi. Yalın, etkileyici ve zamandan azade bir şehir...

‘İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayâl içinde… Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk..’

Hamiş: Yolda olmanın en keyif veren yanı yanınızdaki insanlar sanırım! Bu gezide yanımda olan güzel insanlara: Selis, Kübra ve Gül'e ve şahane ev sahipliği için Ekrem'e ve sevgili arabasına teşekür etmezsem olmaz sanırım:)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...

In Bruges...