Sanki Bugün Nisan...


Nisan geldi işte! En sevdiğim ay:) Erguvanlar açacak yakında ve ben uzun yürüyüşler yapacağım yine Aşiyan’dan boğaza doğru… İçimde bir mutluluk; bütün telaşların ötesinde bir huzur ve az biraz dinginlik var. Gönlümün en sevdiğim mevsimi işte:)


Koşturmacalar son sürat devam etmekte. Yine biriktirdim yazılacakları… Çalışma masam notlar, gittiğim oyun-film-film sergi broşürleriyle dolu. Ve ‘Bunu mutlaka yaz!’ ünlemlerinin yer aldığı post-it’ler var elbette… Blog yazmayı bu denli severken, önemserken ve isterken; yazamamaya bahane bulur bulmaz susturuyorum kendimi. ‘Şşşt !’ diyorum kendime, ‘Bahaneler üreteceğine otur iki satır yaz! Şikayet etmekten ve söylenmekten vazgeç yahu…’ Sonra ‘Ama...’ diye yanıtlıyorum kendimi ve bahaneler sıralıyorum… İçimde konuşan sesler arasında kalakalıyorum ve tembelliğe devam ediyorum.

Dilerim Nisan üzerimdeki ve kalemimdeki rehaveti alıp götürür:)

Hem bu aralar güzel arkadaşlarımdan şahane öneriler, güzel fikirler geliyor! Geziler, projeler, eğitimler, etkinlikler… Bahar verimli geçecek gibi:)

Şimdilik kısa kısa toparlayayım notları o zaman:

* Ekmek Parası... Tiyatro Oyunbaz’ ın yeni oyunu. Çağdaş Alman yazar Gesine Danckwart'ın etkileyici metnini özgün ve başarılı bir şekilde yorumlamış Oyunbaz. Bu deli koşturmacalar, iş hayatı, ekmek kavgası arasında kaybolan bir şeyler var ya hani, şöyle bir durduğumuzda hissettiğimiz; işte ekmek parası bizim içimizdeki monologları sahneye taşıyor. İşsizken, stajyerken, yöneticiyken ve en çok da yalnızken kendi kendimize konuştuklarımızı seslendiriyor, hatırlatıyor ve yüzümüze vuruyor. Etkiliyor, sarsıyor ve bir dur diyor, Ekmek Parası, düşündürüyor. Mutlaka izleyin!

* İstanbul Fotoğraf Müzesi! İstanbul’un ilk fotoğraf müzesi, geçtiğimiz Kasım ayında açılmıştı; haberlerini takip etmiş hep gitmek istemiştim ancak nasip geçtiğimiz Cumartesi gününe imiş:) Kadırga Meydanı’nda yer alan müzeye gitmek o taraflara yolumun düşmesine de vesile oldu aslında. Evvelden görmediğim sokaklarda dolaştım, güzel mekanlar keşfettim:) Müzeye gelince, şahane bir müze yapmışlar! Fotoğrafın tarihini anlatan bir bandı takip ediyorsunuz girişte; vay be diyorsunuz, adım adım hem Türkiye’de- Osmanlı’da hem de dünyada fotoğraf adına yapılan her şeyi okuyorsunuz. Şaşırıyorsunuz:) Fotoğrafımızda Bugün sergisi ise Türkiye’de fotoğraf üzerine yapılan çalışmaları anlamak ve fotoğrafçıları tanımak adına çok güzel bir sergi. 200 fotoğrafçının eserlerinin yer aldığı serginin yan salonunda ise İz Bırakanlar sergisi vardı; klasik olarak tanımlanan fotoğrafları görmek inanın fotoğrafa ilginiz olsun olmasın, sizi etkiliyor! Dünyaya farklı farklı gözlerden bakmak için; İstanbul Fotoğraf Müzesi' ne yolunuzu mutlaka düşürün derim:)

* Yanık… İstanbul Devlet Tiyatroları’nda Cem Emüler rejisiyle sahnelenen çok güzel bir oyun! Çıkınca bir süre kalakaldığınız, sarsan, iz bırakan bir oyun Yanık. Hiç konuşmayan bir kadın, kendisiyle pek de sağlıklı ilişki kuramamış çocukları ve şaşırtıcı bir vasiyetle açılıyor oyun. Oradan bir savaşa uzanıyor. Lübnan iç savaşına dair bir hikaye anlatırken aslında bütün savaşlara, insanlıktan uzaklaştığımız tüm suçlara ve tüm kurbanlara ait bir ağıt yakıyor. Boğazınıza oturuyor sanki insanlık tarihindeki bütün zalimler. Oyunun sonu öyle vurucu ve şaşırtıcı ki kalakalıyorsunuz! Kader mi, insanın insana ettiği mi diyorsunuz bunca acı?

İstanbul DT’nin yeni oyunu Yanık’ı izlemeden bitirmeyin bence sezonu…

*Geçmişe dönük notlara bakınca bazılarını yazmak, paylaşmak için geç kaldığımı fark ettim. Twitterda, facebookta ve diğer sosyal ağlarda yazınca kısacık bir rahatlama yaşıyor ve ihmal ediyoruz galiba detaylı, derin içerik üretmeyi… Neyse… Galiba bu da başka bir yazının konusu:)

Hamiş: Başlıkta Onur Caymaz'ın Sanki Yarın Nisan kitabından esinlendim:)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Güneş Tutulmasının Etkileri: İnansak mı İnanmasak mı?

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...