Şimdi Reklamlar...

Dün akşam birkaç günün yorgunluğu üstüne evde oldukça bezgin bir modda takılıyordum. Çay demlemiş, kefiri mayalanmaya bırakmış, ortalığı toplamıştım. Biraz bir şeyler okuyayım dedim, birkaç sayfa sonra bıraktım; yabancı dizi seyretmek istemedim, film izlemeyi de canım istemedi. Televizyondaki ulusal kanallar arasında zap yaptım, bir diziye denk gelince durdum. Biraz diziye baktım, çokça telefonla oynadım, az biraz da evin içinde dolanıp ortalığı toparladım. Çoğu Türk dizisi gibi yarım yamalak seyretsem bile birkaç dakika içinde bütün konuyu anlamıştım zaten! Neyse, dizinin bahsedilecek pek bir şeyi yok, takdir edersiniz ki… Asıl mevzu reklam arasındaydı!



Dizi reklama girdi, ben zap yapmaya karar verdim, müzik kanallarına falan geçtim. Aradığımı bulamadım. Tekrar bizim kanala geri döndüm. Hala reklamlar vardı. Şurada indirim fırsatı… Bu avantaj kaçmaz… Koşun sevgilinize klima alın…  Amanın koca rezidansta malikane fırsatı…. Bir alana bir bedava… Şunu yapana şu da bizden… Bunu almanın tam vakti…

Birbirinin benzeri cümleler, yaratıcılıktan yoksun müziklerle kafamın içine doluyordu. Koltukta oturmuş tam karşımdaki TV ekranına bakıyor; ama sanki hiçbir şey anlamıyordum. Patlak renkler, kocaman jest ve mimikleriyle insanlar, sahte bir mutlulukla kahkaha atanlar, büyük büyük puntolar… Gözümün önünden akıp gidiyordu. Sesler, görüntüler, sözcükler; hepsi birbirinin tekrarı gibiydi, ayırt edemiyordum. Zank diye beynim durdu sanki. İçim sıkıldı. Ruhumun daraldığını hissettim. Gerçekten. O kadar yoğun bir bunalmışlık hissi yaşadım ki kumandayı elime alıp, kırmızı düğmeye bastım. 

Televizyonu kapattım.

Eve dolan sessizlikle kendime geldim. Ayağa kalkıp bir bardak su içtim. Sonra düşündüm.

Ben manyak mıyım?

Vallahi bunu düşündüm!

Niye sevgilime klima alayım sevgililer gününde? Memur çocuğu bir memurken neden gidip de bilmemne konakları ya da odanebe saraylarında oturayım? Mis gibi mahalle neyime yetmiyor? Hayır madem bir alana bir bedava veriyorsun da hocam; niye o bir taneyi o abuk fiyata satıyorsun? Sonra ben senden nasıl tek bir tane alırım gelip de?

Böyle bir dolu şey üşüştü zihnime…

Düşündüm. Düşündüm. Düşündüm.

Daha evvel de yazmıştım; son zamanlarda AVM’lere gitmekten kaçınır oldum. İçime, aza, öze dönmeye çalışıyorum diye…



Tekrar farkında vardım;  gerçeğimiz sandığımız pek çok şey aslında sahte. Sanal ihtiyaçlar arasında kendimizi hırpalarken bize dair olan ne varsa yitiriyoruz, kaybediyoruz, yok sanıyoruz.

Jingle’lar, sloganlar, gürültüler arasında kendi sesimizi; içimizden geleni, aslında ihtiyacımız olanı, kendimizi duyamıyoruz.

Oysa bize ait olan, içimizden geçen bir dolu şey; derinlerde…

Azıcık onu; en çok kendimi dinlemek istiyorum bu aralar.

Nerede duruyorum, ne yapıyorum, nereye gidiyorum… Anlamak istiyorum. İstiyorum ki hayatımın direksiyon koltuğunda ben olayım! Sanal seslerin peşi sıra koşmayayım da kendi adımlarımla yürüyeyim.

Bu yolculukta neler göreceğim, nerelerden geçeceğim; bilmiyorum.

Ama “yolcu” için mühim olan gittiği, vardığı yer değil de yolun kendisi değil midir?
Bakalım, bu yolda beni neler bekliyor… Zaman, gösterecek…

Ben de merakla adım atıyorum şimdi, her an.

Ve hissediyorum; anlatacak çok şeyim olacak...


Hayırlısı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...

In Bruges...