Özlersin elbette...

Güneş batıyordu, olanca kızıllığı şehrin üzerinde, ağır ağır el çekiyordu gündelik telaşlarımızın üzerinden. Kadıköy’de bir terastan Boğaz’a bakıyordum. Kalabalık bir sohbetin ortasındaydım esasında. Kurmaca metinlerden, roman kahramanlarından, Türkiye’de edebiyatçı olmaktan bahsediliyordu. Hikayeler geçiyordu aklımdan; okuduklarım, dinlediklerim, uydurduklarım… Kendi var ettiğim kahramanları düşündüm bir de…

Usulca yanımda oturan kocaman yürekli arkadaşıma döndüm, ‘Çok korkuyorum ya özlersem diye…’ dedim. Kimse duymadı, kalktık o masadan. Hep beraber başka bir sokağa yürürken, adımlarını yavaşlattı arkadaşım, yanıma sokuldu, ‘Özleyeceksin tabi.’dedi ‘Özleyeceksin elbette…’

‘Korkma ama!’ diye göz kırptı.

Yürüdüm ağır adımlarla. Vazgeçtiğim o noktayı düşündüm. Kolumda serumla hastane odasında yatarken telefonuma düşen mesajları… İlgi , yardım isteyen cümlelerin arasında bir ‘sen nasılsın’ın yer almayışını… Uykuyla uyanıklık arasında verdiğim yanıtlara karşılık verilen kızgın cümleleri… ‘Neden böyle yapıyorsun?’ yerine ‘bana nasıl bunu yaparsın sen?’ cümlesinin nasıl da düşünmeden kullanıldığını… Açıklamaya mecal bulamayışımı… Açıklasam farklı mı olacaktı sanki sorusunun aklımı nasıl da kemirdiğini… Bencilliğin kalbi nasıl da acıtan bir şey olduğunu… Kırgınlıklarımı… Ve daha bir dolu şeyi düşündüm, anımsadım.

Artık o kırgınlıkları biriktirmeye, taşımaya mecalim yokmuş anladım.

En iyisi dedim, yeni bir hikaye uydurayım. Yeni kahramanlar bulayım. Yeni bir kitap okuyayım.

Sonra biz özenli bir sofraya oturduk yine hep beraber. Hayattan, edebiyattan, gündelik sıkıntılardan konuştuk uzun uzun. Yaz akşamlarının nemli rüzgarı dolandı avuçlarımda. Açtım ellerimi; dualar, güzel dilekler uçuştu etrafa…
Bir tek ah kaldı… ‘ah!’ dedim ‘Özlerim elbette…’

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Güneş Tutulmasının Etkileri: İnansak mı İnanmasak mı?

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...