AV MEVSİMİ

Saat itibariyle geride bıraktığımız hafta sonunun en gözde aktivitesi sinemaya gidip Av Mevsimi’ ni izlemekti sanırım. Pek çok salonda tüm koltuklar doluydu. Facebook, twitter ve diğer sosyal ağ ahalisinin paylaşımları da dikkate alınırsa Av Mevsimi gösterime girdiği hafta sinemalara bereket getirdi diyebiliriz:)

Ben de hafta sonu, havanın kasvetini de fırsat bilerek, sinemaya gittim. Gişedeki kuyruğu ve film öncesi insana bitmeyecek gibi gelen reklam işkencesini de atlatıp, fragmanını izlediğim günden beri dört gözle beklediğim filmi izlemeyi başardım:)

Av Mevsimi için yapılabilecek ilk yorum: ‘Şahane bir kadro!’ ve ‘Tam bir oyunculuk ziyafeti.’ Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor ve Okan Yalabık. Her sahnede nasıl bir oyun gücü var, nasıl başı dönüyor insanın anlatmak zor!

En dikkat çeken isim elbette Cem Yılmaz. Sahne şovları, komedi filmleri ve kamera karşısındaki hazır cevaplarıyla sürekli güldürecekmiş hissi veren o şahane adam seyirciyi şöyle bir silkeleyip, deli dolu, ciddi ve sahici bir karakter yaratıyor: İdris. Ha, bazı duygusal sahnelerde bile Cem Yılmaz sahnede görünür görünmez gülüşmeler olmadı değil. Yine de Cem Yılmaz’ın değilse bile İdris’in, filmden çıkan pek çok kişinin içini titreten, şurasında bir yere dokunan bir etki bıraktığını düşünüyorum. Hele o Karadenizli damarını öyle güzel yakalamış, o kadar başarılı aktarmış ki bir Karadenizli olarak izlerken duygulanmanın yanı sıra gurur duydum. Lazca bilen, ‘Lazca benim anadilim.’ diyen bir arkadaşımın ‘Aksanı, Lazca konuşması kusursuzdu. Çok beğendim.’ yorumundan sonra Cem Yılmaz’ın oyun gücüne hayranlığım bir kat daha arttı. Sırf O’nu izlemek için bile gidilesi bir film esasında Av Mevsimi.

Şener Şen ve Çetin Tekindor iki tecrübeli avcı gibi seyirciyi, göründükleri ilk sahnelerden itibaren, yakalayıp kendilerine hayran bırakıyorlar.
Bu kadar usta isim arasında, bir çömezi şahane canlandıran Okan Yalabık var bir de. Yarattığı karakterin acemiliğini, korkusunu ve tereddütünü uzaktan göründüğü sahnelerde bile öyle derinlikli veriyor ki her sahnede varlığını hissediyor, yeri gelince o şaşkınlığı siz de yaşıyorsunuz. Ve bir de Okan Yalabık’ın tiyatro sahnesinde izlediğim ilk oyundan beri hayranlık duyduğum elleri… Bu filmde kocaman bir hikaye anlatıyorlar!

Filmle ilgili olumsuz eleştirim hikayesine dair. Polisiye öğeler kullanılırken, görsellikteki ve oyundaki başarı, kurguda geri kalıyor. Filmin sonunu sona çok da yaklaşmadan tahmin edebiliyor olmak etkileyiciliği azaltıyor. Eğer hikayesi, olay örgüsü daha güçlü olsaydı, bence, Av Mevsimi Türk sinemasında bir başyapıt olabilirdi.

Yine de yüz kırk dakikalık bir ziyafet sofrasına oturtuyor insanı Av Mevsimi.

Bir de Cem Yılmaz’ın Çetin Tekindor’un karşısına geçtiği, beni büyülediği bir sahne var. ‘ Gözlerine baktım, yoktum orada. Onun gözlerinde yoktum ya artık kaybedecek bir şeyim kalmadı benim.’ Dediği sahne. Filmden çıkıp ellerim cebimde yürürken, ‘Koca dünyada sığındığımız, küçücük bir çift göz nihayetinde.’ Diye düşündüm.

Bir çift göz işte, yerimiz yurdumuz… Vurulduğumuz. Av olduğumuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...

In Bruges...