Ayna...

Birkaç yıl evvel, Judith Liberman'ın bir eğitimine katılmıştım. Masal anlatmak ve hikaye üstüneydi esasında. Arada ufak ama beni çok etkileyen bir uygulama yaptırmıştı.

Uygulama şöyleydi:

Hoşlanmadığımız, hatta çok güçlü negatif duygular hissettiğimiz, özellikleri düşündük. Mesela siz birinde nelerden nefret edersiniz? Bayağı bayağı bunu düşündük. Diyelim ki  dırdır eden, lakayt, sürekli olumsuz konuşan, katı, dar düşünceli...vs. insanlardan acayip rahatsız oluyorsunuz... İşte böyle bir kişisel rahatsız olduklarımız listesi hazırladık. Bu özelliklerle dolu bir insan yarattık, yazarak. Hatta o kağıt üstündeki insana isim verdik. Sonra Judith, bu insana iyi bakın dedi. Bu insan aslında sizin aynanız. Size, içinizde ne olduğunu; neye ihtiyacınız olduğunu söylüyor. Aynaya bakınca yansımanda sağının sol olması gibi belki... Birinde rahatsız olduğun neyse, sana ihtiyacını anlatıyor aslında. 





O gün birkaç saatlik konuşmadan başka bir sürü alanda daha, çok şey öğrenmiş olarak ayrıldım salondan. Ve bu aynalama mevzu üstüne epeyce düşündüm. Hatta kendimi zorlayıp ara ara farketmeye çalıştım. Birine uyuz olduğumda, öfkelendiğimde durup bir soluk alıp "Karşımdakinde ne gördüm de böyle kırmızı görmüş boğa gibi hissetim ben?" diye sordum kendime. Bazen tam da ihtiyacım olan şeyi anladım böylece; bazen de ne saçma şey-alakası yok dedim iç sesimle.

Zaman zaman uyguladığım bu küçük egzersizlere epeydir ara vermiştim. Geçenlerde bir gün, çok katı davrandığını- sabit fikirli olduğunu düşündüğüm birine karşı içimden büyük bir öfke yükselince "Dur!" dedim kendime. Neden bu kadar öfkelendim? Niye bu kadar rahatsız oldum karşımdakinin bu halinden? Ne beni böyle tetikledi? sorularının yanıtlarını düşündüm. Bir dolu şey üşüştü zihnime. Bir dolu kapı açıldı düşüncelerimde. Evet, dedim; esnemeye ihtiyacım var. Zihinsel ve duygusal olarak esnemeye; katı şekilde tutunduğum bazı noktalarda ellerimi rahatlatmaya ihtiyacım var. Tam da şu an. Bu güçlü rahatsızlığı hissettiğim vakit; şifa olacak şey karşımda duruyordu işte! Bana kendimle ilişkime dair ipucu veriyordu.

Bu yaklaşım, çok şey öğretiyor insanın kendiyle olan ilişkisine dair. Yeter ki açık olalım. Bir diğerine ve kendimize, dürüstçe bakabilmeye cesaret edebilelim. Diğeri, içimizdekini söylüyor bize. Açıkça ve sahici bir biçimde.

Ayna, tam karşımızda duruyor. Bir başkasının elinde.

Sırrı, sadece bizde.



Yorumlar

  1. Ben de sordum kendime, yazdıklarınızı okuyunca; ama aynı şeyi düşünemedim. Yani eleştirdiğim yada kızdığım şeyleri yapmam mümkün değil, öyle bir insan değilim ve olmak istemiyorum. Tabi uzman değilim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında kızdığınız ya da eleştirdiğiniz şeyi yapmanız değil de aksini yapmaya ihtiyacınız olabileceğiniz söylüyor bu bakış açısı. Örneğin, birinin ketumluğuna-hiçbir şey anlatmayışına dair güçlü bir rahatsızlık duyuyorsunuz, "niye anlatmıyor ki" diye sinirleniyorsunuz belki; işte bu durumda karşınızdaki kişiye duyduğunuz öfke-ya da rahatsızlık- aslında sizin kendi içinizde bir şeyleri anlatmaya-dışarı çıkarmaya ihtiyacınız olabileceğini aynalıyor.

      Sil
  2. ah çok güzel bir yazı bu. Hep ucundan hissettiğim fakat söze dökemediğim, sonuna kadar gidemediğim bir gerçekti bu. O renkli görsel özellikle çok açıklayıcı. Ne çok aydınlandım bugün Tanrım!!! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de böyle bir aydınlanma yaşamıştım ilk dinlediğimde! Hakikaten insan başka bir gözle bakmaya başlıyor, öfkesine-kızgınlığına bile... Muazzam bir kendini tanıma fırsatı aslında.

      Sil
  3. Yazıyı okurken ben de düşündüm. Kendini beğenen, egosu yüksek insanlardan ve aşırı hırslı insanlardan rahatsiz oldugumu düşündüm. Yazının devamını okuyunca kendime yeterince değer vermediğim ve hicbir konuda hırslı olmadığımı farkettim.
    Acaba o tarz insanlardan hoşlanmadığım için mi bu davranislardan uzağım, yoksa o ozelliklere sahip degilim diye bilincaltimda bir kiskanclik ozenme hissi mi var, bilemedim..

    YanıtlaSil
  4. kaçırmışım bu yazıyı. Joe link verdi de okudum. dank etti ayna meselesi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güçlü bir farkındalık yaratmıyor mu? Ben hakikaten ara ara uyguluyorum; ve gördüğüm şeyler acayip kafamı açıyor.

      Sil
  5. küçük Joe'nin tavsiyesiyle karşılaştım bu harika yazıyla. Evet evet, hissedip hissedip o son vuruşu bulamamak ve/veya vuramamak gibiydi benim için,ne kadar teşekkür etsem az. Ve garip bir paradoks da oluşturdu beynimde. "Öyle olamadığım için mi, için için öyle olmak istediğim ve bunu kabul etmediğim için mi öfke duyuyorum" gibi... Yorumlara kadar okumak istiyorum, takip edeceğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba:) ben de ilk duyduğumda çok güçlü bir aydınlanma yaşadığımı hissetmiştim! Aslında ihtiyacımızı söylüyor; yani baskıladığımız, dışarıdan aldığımız komutlarla( toplum baskısı, aile, ayıp olur, ne düşünürler gibi kaygılar yüzünden...) belki yok saydığımız ama içimizde olan, sadece içimizin-özümüzün ihtiyaç duyduğu şeyi söylüyor. Ve bu baskılar-yok saymalar ne kadar derinse o kadar güçlü duygularla tetikleniyoruz sanırım. Bunu yapmadığınız için öfke duyduğunuz durumda bile, aslında o öfke onu yapmayışınızı oluşturan o kalın kalkana. Yani özünüzdeki, sadece sizin içinizden beslenen bir ihtiyacı dile getiriyor.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

VAZGEÇMEK ya da VAZGEÇMEMEK...

Hey Gidi Karadeniz....